Afetler ve Kader

Depremler ve diğer afetler mülkün sahibinden mektuplar şeklinde kabul edilmelidir. Günahlar, depremlerin fizikî sebeplerinden değildir ama depremlerin bize yansımasının ve etkilenmemizin temel nedenlerindendir. Depremlere karşı maddî dünyamız için tedbirler alırken manevî dünyamızı ihmal edemeyiz. Binalarımızı sağlamlaştırırken günahlarımızdan tövbeyi unutamayız. Neden kâfirlerin yaşadığı yerlerde deprem olmuyor, şeklinde kısır bir soru anlamsızdır. Çünkü “onlarda olmuyor” sözü doğru değildir. Dünyayı ihmal edenlerin depremlerden ve afetlerden etkilenmesi daha yoğun oluyor diyebiliriz. Her afeti dünyadaki bir ceza olarak göremeyeceğimiz gibi afetin olmamasını da rahmeti hak etme olarak göremeyiz.

Depremler ve diğer afetler mülkün sahibinden mektuplar şeklinde kabul edilmelidir. Günahlar, depremlerin fizikî sebeplerinden değildir ama depremlerin bize yansımasının ve etkilenmemizin temel nedenlerindendir. Depremlere karşı maddî dünyamız için tedbirler alırken manevî dünyamızı ihmal edemeyiz. Binalarımızı sağlamlaştırırken günahlarımızdan tövbeyi unutamayız. Neden kâfirlerin yaşadığı yerlerde deprem olmuyor, şeklinde kısır bir soru anlamsızdır. Çünkü “onlarda olmuyor” sözü doğru değildir. Dünyayı ihmal edenlerin depremlerden ve afetlerden etkilenmesi daha yoğun oluyor diyebiliriz. Her afeti dünyadaki bir ceza olarak göremeyeceğimiz gibi afetin olmamasını da rahmeti hak etme olarak göremeyiz.

Allah’ın mülkünde yaşayan kullarıyız. Allah Teâlâ mülkünde dilediğini dilediği gibi yapar. Bugün meydana gelen ve bizim afet dediğimiz olay, Allah’ın kaderinde önceden yazılmış bir şeydir. Bizim gördüğümüz olay, Allah’ın önceden yazdığı şeyin tecellisidir. Bizi etkileyen boyutu açısından, kendimize yönelik önlem almamız ise sözünü ettiğimiz kaderin içinde bir bölümdür. Kul, Allah’ın yaptığı işe müdahale edemez ama o işin kendine yönelik bölümünde zararını önleyecek tedbirleri almakla yükümlüdür. Kaderin içinde kader odalarının bulunduğunu söyleyebiliriz. Kul, imtihan için geldiği bu dünyada onu kuşatan olayları da imtihanının bir parçası görmek zorundadır. Kader sadece onun iman etmesi veya etmemesi, karnını doyurması, evlenmesi, yaşayıp ölmesi gibi başlıklarla sınırlı değildir. Yaşadığı dünyanın kaderi de insanın kaderini kuşatan bir kaderdir. Ve bu tamamen Allah’ın dilemesiyledir.

İnsanların anlamak veya yorumlamakta zorlandıkları nokta şudur:

İzlediğimiz olaylar birer tabiat olayıdır. Allah’ın kaderi ile olduğu söylense de mesela yağmurların sele dönüşmesini, yerkürede deprem olmasını bilimsel açıdan anlayabiliyoruz ve bir bölümü için de olsa tedbirler alabiliyoruz. Dolayısıyla bunların Allah’a dayandırılması gerekmez. Neticede mesela depremde şu oldu bu oldu da deprem oluştu diyoruz. Sebep belli, sonuç belli…

İnsanoğlu, teknoloji ve bilimde ilerledikçe bu çıkışını da ilerletmekte ve Allah’a bir söz hakkı tanımak istememektedir. Böyle başlayan bir başkaldırı yarın, doğan bir çocuğun doğmasında da Allah’ın yaratmasını yok kabul etmeye götürecektir kişiyi. “Anne belli, baba belli, ebe belli” mantığı güdülecektir.

Buradaki sıkıntı şudur:

İnsan kader denen imanı, içinden çıkılamaz, sebepleri ve işleyişi bilinmez nesnelerle sınırlı görmektedir. Sebepleri öğrendiğinde ise kadere iman boşluğa düşmektedir. Bu bir yanılgıdır. Bizim depremin nasıl oluştuğunu, yaz ortası yoğun yağmurun yağıp sele neden olmasının sebeplerini bilmiş olmamız, bunları Allah’ın takdir edip yaratmış olmasına mâni değildir. Allah Teâlâ bize kaderde yazdığı şeylerin sebeplerini, sonuçlarını ve etkilerini bilemeyeceğimizi söylememiştir. Anne-babanın birleşmesi ile çocuk yaratılması bizden gizlenmiş bir şey değildir. Bizden gizlenen, bir kadının kendisi doğduğu yani bebek olduğu günde onun rahminden kimin nasıl doğacağı bilgisidir. İnsan onu bilemez. Evlenip bir erkekle bir araya geldikten sonraki süreç zaten gözler önünde, ultrason cihazının hafızasındadır. O noktadan sonra bir gizlilik yoktur.

Deprem Bir Ayettir

Dünyada olan depremler Allah’ın ayetlerindendir. Ayet, Allah’ın azametini belgeleyen şey demektir. Oluşumu, sonuçları itibariyle depremler büyük ayetlerdendir. İslam tarihinde ilk dönemlerden itibaren depremler olmuştur ve ilk kaydedilen vaka da hicretin beşinci senesinde, Medine’dedir. Bu nedenle de depreme nasıl bakmamıza dair yönlendirme ilk günlere ait bilgilerden oluşur. Ölümü ve ahireti hatırlatması bakımından depremler dinimizin bize bir ikaz olarak gösterdiği büyük olaylardandır.

İnsan, depremin meydana gelme anını şu anda bilemiyor. Yarın bilmesinde hiçbir sakınca yoktur. Bilinmesi gizlenmiş şeyler arasında deprem yoktur. İnsan depremlerin oluşumunu, zamanını, muhtemel sonuçlarını önceden bilebilir. Bunda hiçbir gariplik yoktur. Bugün güneş ve ay tutulmasını saniye saniye bilebilmektedir. Bu bilgisine de itiraz yoktur. Depremi de böyle kabul ederiz. Depremden korunmak için her türlü tedbiri alır insan, almalıdır da. Yalnız bu gelişmeleri Allah’a bir başkaldırı olarak düşündüğünde, asıl depremi yaşamış olur maazallah.

Deprem Günahlarımızdan mıdır?

Depremler ve diğer afetler mülkün sahibinden mektuplar şeklinde kabul edilmelidir. Günahlar, depremlerin fizikî sebeplerinden değildir ama depremlerin bize yansımasının ve etkilenmemizin temel nedenlerindendir. Depremlere karşı maddî dünyamız için tedbirler alırken manevî dünyamızı ihmal edemeyiz. Binalarımızı sağlamlaştırırken günahlarımızdan tövbeyi unutamayız.

Neden kâfirlerin yaşadığı yerlerde deprem olmuyor, şeklinde kısır bir soru anlamsızdır. Çünkü “onlarda olmuyor” sözü doğru değildir. Dünyayı ihmal edenlerin depremlerden ve afetlerden etkilenmesi daha yoğun oluyor diyebiliriz. Her afeti dünyadaki bir ceza olarak göremeyeceğimiz gibi afetin olmamasını da rahmeti hak etme olarak göremeyiz.

Afetsiz, belasız yaşamak temennimiz olmalıdır. Bela istenmez. Ama hiç bela görmemek bir açıdan da istidraç olabilir ki o da bir beladır neticede.

Depremler, afetler bizim itikadımızda;

-Kıyameti hatırlatır, hazırlığı hızlandırır.

-Gafletten uyandırır, yaratılış nedenimizi ikaz eder.

-Zararını gören mü’minlere rahmet vesilesi, asilere azap sebebi olur.

-İnsanlar olarak aramızdaki merhameti güçlendirir, yaygınlaştırır.

Afet Zamanında İbadet

Namaz

Din âlimleri afet anında namaz kılan birinin, o esnada bir can kurtarmak gibi katkısı olabilecekse namazı bozması gerektiğinde ittifak etmişlerdir. Eğer o görevi yapabilecek biri bulunursa namaza devam ettiği için vebale girmez ama yananı, boğulanı, düşeni kurtarma işini yapacak kimse bulunmaz ya da bulunanlar yeterli olmazsa farz veya nafile ne kılarsa kılsın, namazı bırakıp kurtarma görevini yapmalıdır. Aksi durumda vebal altında olacaktır. Namazın kazası mümkündür ama canı tehlikede olanın canı için bir seçenek yoktur.

Afet vakitlerinde cuma namazlarının bile terk edilip uygun bir vakit ve ortamda öğle namazının kılınması mümkündür. Bu durumda o afette acil hizmeti olacaklar ya da afetten ötürü cumayı eda etme sıkıntısı çekilecek durumlardan söz edilmiş olmaktadır. Yoksa “afet var, namazlar kalktı” şeklinde bir anlayış değildir sözü edilen ruhsat.

Afet durumlarında Hanefî mezhebi dışındaki mezhepleri takip eden mü’minler durumun vahametine göre öğle ile ikindiyi, akşam ile de yatsıyı cem edebilirler.

Namazların sadece farzlarını eda etme tercihi de gündeme gelebilir. Bunların tamamında afetin ne kadar afet olduğu ve ibadeti yapacak kişiyi ne kadar etkilediği ile yakından bağlantı gözlenecektir.

Zekât

Afet durumlarında mallarını yitirenlere zekât verilebilir. Buradaki yitirme afetten sonra varlık bakımından sıfırlanma olarak anlaşılmalıdır elbette.

Zekât vereceklerin o seneye mahsus zekâtı yoksa gelecek yılların zekâtını hesap edip verebilirler.

Zekât verebileceklerin kendi bölgeleri dışındaki afetzedelere zekât göndermelerinde de sakınca yoktur.

Afet sonrasındaki imar faaliyetlerinde vakıfların veya yardım kuruluşlarının zekât malını kullanmamayı tercih etmeleri gerekmektedir. Zekât fakirin bireysel hakkıdır. Cami yapımında bile kullanılması sakıncalı bulunmuştur. Çok olağanüstü denebilecek durumlar için de muhakkak ulemadan özel fetva alınmalıdır.

Oruç

Afet görenlerin ve afette kurtarma görevinde aktif olanların Ramazan oruçlarını erteleyebilecekleri ağır durumlar oluşursa oruçlarını erteleyebilirler.

Hac

Hac veya umre için ihrama giren bir mü’min, ihramlıyken afet nedeniyle ibadetini yarıda bırakabilir. Bu durumda hemen kurban kesmesi gerekir.

Cenaze

Bir afette ölen mü’minlere normal zamandaki mü’min cenazesi işlemleri aynen yapılır. Cenazeleri yıkanır, kefenlenir ve namazları kılınır. Afetlerde ölenlerin şehit olacakları ile alakalı bilgiler doğrudur ama onları normal cenaze dışında bir uygulamaya tâbi tutmaz o şekilde ölmeleri. Onlara şehit denmesi ahiretteki sevapları bakımındandır.

Zor ve olağandışı şartlar nedeniyle bir mezara birden fazla defin yapılabilir.

Önceki Makale

Yeni Bir Şey Yok

Sonraki Makale

Bugüne Hoca

Yorum yaz

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bültenimize abone olun

En son yazıların doğrudan e-postanıza iletilmesi için e-posta bültenimize abone olun.
Saf ilham, sıfır spam ✨
Bizimle İletişime Geçin