“Onlar Boş Şeylerden Yüz Çevirirler.” (müminun, 23/3)

İyi bir Müslüman olmanın yolu kitap ve sünneti tanımaktan geçmektedir. Kitap ve sünnet bilinmeden lüzumlu ve lüzumsuz, boş ve dolu bilinemeyeceğine göre iyi bir Müslüman da olunamayacak demektir.

İyi bir Müslüman olmanın yolu kitap ve sünneti tanımaktan geçmektedir. Kitap ve sünnet bilinmeden lüzumlu ve lüzumsuz, boş ve dolu bilinemeyeceğine göre iyi bir Müslüman da olunamayacak demektir.

Kişinin mâlâyaniyi, yani kendisine gerekli olmayan şeyleri terk etmesi iyi bir Müslüman olduğunun alâmetidir, delilidir, ispatıdır. Kişi iyi bir Müslüman olmak isterse lüzumsuz şeyleri tek edecek. Eyvah! Bu bizim hayatımızın tümünü kapsıyor. Tüm hayatımızı içine alan bir konudur bu. Tüm konuşmalarımızı, tüm bakışlarımızı, tüm düşüncelerimizi, tüm davranışlarımızı, tüm hareketlerimizi içine alan bir konudur.

Kurtuluşa eren müminler lağviyyattan, boş işlerden, boş sözlerden, boş bir hayattan yüz çevirirler, uzak dururlar. Lüzumsuz şeyleri terk ederler onlar. Evet, tüm hayatlarında, tüm konuşmalarında, tüm bakışlarında, tüm düşüncelerinde, tüm davranışlarında, tüm hareketlerinde boş şeyleri terk ederler. Meselâ bir adım atacaklar, bir söz söyleyecekler, bir bakış yapacaklar, bir karar verecekler, bir eylem gerçekleştirecekler, ama bu lüzumsuzsa hemen onu terk ederler. Fakat burada önemli bir şey var. O da kişi için lüzumlu ve lüzumsuzu, boş ve doluyu Allah ve Rasulü söyleyecektir. Öyleyse kişi önce Allah ve Rasulünün dediklerini tanımalı ki lüzumluyu ve lüzumsuzu ayırabilsin. Demek ki bu iş kitap ve sünneti tanımaktan geçmektedir. Demek ki iyi bir Müslüman olmanın yolu kitap ve sünneti tanımaktan geçmektedir. Kitap ve sünnet bilinmeden lüzumlu ve lüzumsuz, boş ve dolu bilinemeyeceğine göre iyi bir Müslüman da olunamayacak demektir.

Evet, bizi ilgilendirmeyen, amelin konusu olmayan ve yarın mizanımıza konmayacak cinsten olan, konsa bile cennete götürücü olmayan sözlerin, amellerin tümünden yüz çevirmek zorundayız. Müslüman gerek söz ve gerek amel olarak boş şeylerin peşine takılmayan kimsedir. Çünkü kavil ve fiillerden ibaret olan amellere İslâm’ın damgalarını biliyoruz. Salih amel, gayr-i salih amel. Salih bir imandan kaynaklanan amellere salih amel, salih ve sahih bir imandan kaynaklanmayan ya da küfürden kaynaklanan amellere de gayr-i salih ameller denir. Veya yine Kur’an’ın ifadesiyle ahsen amel, gayr-i ahsen amel tarifini görüyoruz. Veya değişik bir ifadeyle İslâm amellere üç damga vurur:

Sahibini cennete götürücü olan ameller, sahibini cehenneme götürücü olan ameller, bir de sahibini cennete de cehenneme de götürücü olmayan ameller. Cehenneme götürücü olanlarını reddedeceğiz, cennete götürücü olanlarına sarılacak ve ne cennete ne de cehenneme götürücü olmayanlarından da sakınacak uzak duracağız. Bakın Rasulullah Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurur:

Ebu Hureyre (ra) Rasulullah efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Kişinin iyi bir Müslüman olduğunun alâmetlerinden birisi de onun kendisini ilgilendirmeyen şeyleri tek etmesidir.” (Tirmizî, ” Zühd”, 4/558)

Evet, kişinin mâlâyaniyi, yani kendisine gerekli olmayan şeyleri terk etmesi iyi bir Müslüman olduğunun alâmetidir, delilidir, ispatıdır. Kişi iyi bir Müslüman olmak isterse lüzumsuz şeyleri tek edecek. Eyvah! Bu bizim hayatımızın tümünü kapsıyor. Tüm hayatımızı içine alan bir konudur bu. Tüm konuşmalarımızı, tüm bakışlarımızı, tüm düşüncelerimizi, tüm davranışlarımızı, tüm hareketlerimizi içine alan bir konudur. İnsan bir adım atacak bir söz söyleyecek, bir bakış yapacak, bir karar verecek, bir eylem gerçekleştirecek ama bu lüzumsuzsa, kendisi için gereksizse hemen onu tek edecek.

Cehenneme gidenlerin şöyle bir itiraflarını Kur’an anlatır: Onlar cehenneme gidiş sebeplerini sayarken “Biz namaz kılanlardan değildik, miskinleri doyuranlardan değildik dedikten sonra biz batıla, batıl tutkulara, boş şeylere, lüzumsuz şeylere dalanlarla birlikte dalıp gidiyorduk ki ansızın ölüm gelip bizi yakalayıverdi” (Müddessir, 74/43-47) diyorlar. Evet, boş şeylere dalıp gidiyorduk. Bizi ilgilendirmeyen dünyamızı da ahiretimizi de ilgilendirmeyen boş şeylere daldıkça dalıyorduk. Yarın mizana konulunca insanı cennete götürücü olmayan her şey boştur. Mizana konunca isterse insanı cehenneme götürmesin ama cennete götürücü olmayan her şey boştur.

Adam özel krem rengi takke ördürüyor, rengini, desenini, modelini beğenmiyor bozdurup bir daha ördürüyor boş şey bunlar. Veya arabasının renginde elbise giymeye çalışıyor. Veya tesbih illa da oltu olacak diye onun peşine takılıyor. Boş işler bunlar. Yarın mizana konunca kişiyi cennete götürücü olmayan her şey boştur. Meselâ adamın kalemine gösterdiği titizliği bir düşünün. Her kalemle yazamaz adam, illa falan model ve filan marka olacak. Veya adamın yemeğin tuzuna biberine modeline gösterdiği titizliği bir düşünün.

Saatlerce akvaryum karşısında veya televizyon ekranı karşısında öldürdüğü zamanları bir düşünün. Arabalarının üzerinde gördükleri ufacık bir çizik karşısında aman eyvah ne oldu? Nasıl oldu? diye abananları ve üzüntülerinden deliye dönenleri bir düşünün. Hâlbuki adamların kendi inanç dünyalarındaki veya çocuklarının itikat dünyalarındaki çatlaklıklara neredeyse araba girecek ama onu gördükleri yok adamların.

Hepsi boş şeydir bunların. Bir ömür boyu yaptıklarımızı bir düşünelim. Ne kadarı dolu, ne kadarı boş bir düşünelim. Hayatın tümünü düşünelim. Acaba bu yaptıklarımızın yaptırıcısı kimdi de yaptık? Allah dedi diye mi yaptık? Yoksa toplum öyle istedi diye mi? Çevremiz bundan razıdır diye mi? Ya da âdetler veya Zerdüşt böyle buyurdu diye mi yaptık? Tüm yaptıklarımızı bir düşünelim. Neyle geçti bizim ömrümüz? Oturamayacağımız evler, yiyemeyeceğimiz paralar toplamakla mı geçti? Eğer böyleyse tüm hayatımız boşa gitmiştir Allah korusun.

Neyle geçirdik ömrümüzü? Müzik dinleyerek mi? Kaldırım çiğneyerek mi? Ekran başında akvaryum önünde mi? Aynanın önünde mi? Panayır veya piknikte mi? Oya için boya için mi? Para pul peşinde mi? Yoksa kendisine kulluk yapmaya çalıştığımız çevrenin alkış tufanları arasında mı? Veya kulluğa râcî olmayarak, amele müstenit olmayarak gayri dini ilimlerde tefegguh adına mı çırpındık? Öyleyse eyvaaah bize! Vaah bize! Yuh! ! Bize! ! !

Önceki Makale

Kur'an'a Ne Önünden, Ne De Arkasından Batıl Gelemez.

Sonraki Makale

Allah'a Teslim Olan, Sadece O'nu Dinleyen...

Yorum yaz

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bültenimize abone olun

En son yazıların doğrudan e-postanıza iletilmesi için e-posta bültenimize abone olun.
Saf ilham, sıfır spam ✨
Bizimle İletişime Geçin