Kurbanlık

Kurban olarak bir koç kesmek ve kurban olmaya hazır bir mümin olmak arasında mümince duruşu arıyoruz. Mesele, bir bayram gününde bir hayvanı kesip o sayede de sevap kazanmanın ötesinde anlaşılmalıdır. Daha ilerilere gitmek zorundayız. Asıl kurban edilmesi gerekenleri düşünmeliyiz: Zihinlerimizi, zihinlerimizin ürünlerini Allah’a kurban etmemiz gerekiyor. Bedenlerimiz, aile efradımız, maddi imkânlarımız, köyümüz, evimiz bizi ve onları yaratan Allah’a kurban edilmeye hazır olmalıdırlar. Biz ve onlar kurbanlık olarak beklemeliyiz.

Kurban olarak bir koç kesmek ve kurban olmaya hazır bir mümin olmak arasında mümince duruşu arıyoruz. Mesele, bir bayram gününde bir hayvanı kesip o sayede de sevap kazanmanın ötesinde anlaşılmalıdır. Daha ilerilere gitmek zorundayız. Asıl kurban edilmesi gerekenleri düşünmeliyiz: Zihinlerimizi, zihinlerimizin ürünlerini Allah’a kurban etmemiz gerekiyor. Bedenlerimiz, aile efradımız, maddi imkânlarımız, köyümüz, evimiz bizi ve onları yaratan Allah’a kurban edilmeye hazır olmalıdırlar. Biz ve onlar kurbanlık olarak beklemeliyiz.

Koç veya bir başka hayvan, kurbanlık denince ilk akla gelen canlı olur genelde. Asıl kurbanlık ise biziz. Allah Teâlâ mükellef tutmadığı ve aklı olmayan hayvanları önümüze koydu ama “kurban olma” düzeyinde yaratılan biziz.

İnsan ve insanın işleri, kurban olmak ya da telef olmak arasında gelir gider. Yükümlülüklerimizi koçlara, düvelere devredecek değiliz. Mükellef olan biziz. Cennet veya cehennem akıbeti için diriltilecek olan biziz. Nefes nefes hayatımızın hesabını verecek olan biziz. Nereden nereye gittiğimizi, neyi ne yaptığımızı düşünmesi gereken biziz. Peygamberlere muhatap olan biziz. Okusun, amel etsin diye üzerine kitap indirilen biziz. Güneşin doğması ve batması arasında namazla, oruçla, zekâtla, hacla, ebeveyne itaatle, ziraatla, ticaretle memur olan biziz. Gözümüzün, kulağımızın, dilimizin, el ve ayağımızın yaptıklarını düşünmesi gereken biziz.

Kul biziz. Dünya ve içindekiler bizim için hazırlandı. Melekler bizi kuşatıyor. Sorumlu ve sorunlu olan biziz. Evlenen, boşanan, sofralar kuran, seyahatler eden, binalar yapan, servetler yığan biziz. Dağları delip tüneller açan, denizlerin altında hazineler arayan, dünyanın etrafında dönüp duran uydular ihdas eden biziz. Yüzen, uçan, yürüyen biziz. Bitkiyi de bitki yiyen koçu da sofrasına yerleştiren biziz. Koçun üzerinden cebini para dolduran, koça çobanlık eden biziz. Ova bizim, ovada otlayan koç bizim. Hayvanların sütü bizim bardağımızda, yağı bizim tavamızda. Hayvanların derisinden ayakkabı yaparız, tüylerinden kumaş öreriz. Mal bizim, mirası bizim. Konuşan biz, yazan biz, okuyan biz.

Kurban Bayramı’nda kurbanlık adaylar ise koçlar.

Evet, Rabbimiz “kurban kesin” buyurdu. Mükellef olan bir insan ve mükellef olmayan bir koç. Dış gözle bakıldığında ve yüzeysel bir okuma ile okunduğunda, Allah’a iman eden bir mümin, Allah’ın yarattığı bir hayvanı Allah için kesiyor. Bu görüntü ve bu okuma bu kadarla kaldığında, “neden Kurban Bayramı sonrasında kurban kesen müminlerin gündelik hayatlarında kalıcı bir değişiklik olmaz acaba?” şeklinde bir soruyu derin izlerle önümüze çıkarır.

Kurban olarak bir koç kesmek ve kurban olmaya hazır bir mümin olmak arasında mümince duruşu arıyoruz. Mesele, bir bayram gününde bir hayvanı kesip o sayede de sevap kazanmanın ötesinde anlaşılmalıdır. Daha ilerilere gitmek zorundayız. Asıl kurban edilmesi gerekenleri düşünmeliyiz:

Zihinlerimizi, zihinlerimizin ürünlerini Allah’a kurban etmemiz gerekiyor.

Bedenlerimiz, aile efradımız, maddi imkânlarımız, köyümüz, evimiz bizi ve onları yaratan Allah’a kurban edilmeye hazır olmalıdırlar. Biz ve onlar kurbanlık olarak beklemeliyiz.

Yaşadığımız hayatı yönlendiren ve otoritesi altında tutan sistemleri Allah’a kurban edilebilir kıvamda tutmalıyız.

Nefsimiz ve nefislerimize yatırım olarak bulundurduklarımızı ilk kurban edilecekler listesinde bulundurmalıyız.

Şehvetlerimiz ve şehvetlerimize yapılmış yatırımlar hazır kurbanlıklarımız olmalıdır.

İhtiraslarımız, beklentilerimiz birer kurbanlığımızdır.

İman bunu gerektiriyor. Kelime-i tevhidin sırrı budur. “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur” kanunu bunu anlatır. Müminim demek bunu zorunlu kılıyor. Kur’an bize bunu öğretiyor. Peygamber (sav)’i böyle gördük. İlk nesil ashab-ı kiram böyle yaptılar. Nefsini ilahlaştırmamak, insanî putlardan arınmak ve yalnız Allah’a kul olmak bunun için vardır. Müslümanlık böyledir. İbrahim (as)’dan istenen bu idi. İsmail aleyhisselam bunun örneğidir.

Bir koç,

Bir kurban kesici,

Bir kasap,

Ve Kurban Bayramı.

Daha derin anlamlar yüklü olmalıdır bu ibadette. Koçlar kesilir ama kurbanlık olan müminin nefsidir, zihnidir, malıdır, şöhretidir, yaşadığı sistemidir. Asıl olan var, çıplak gözle izleneni var. Ve bir de gerçek var.

Aksi takdirde asıl kurban edilmesi gerekenle, başka bir görüntü karıştırılmış olacaktır. Bizim hayallerimiz ve beklentilerimiz burada ise Mina oradadır.

Önceki Makale

Nereden Nereye

Sonraki Makale

Doğuda Doğup Batıda Batmak

Yorum yaz

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bültenimize abone olun

En son yazıların doğrudan e-postanıza iletilmesi için e-posta bültenimize abone olun.
Saf ilham, sıfır spam ✨
Bizimle İletişime Geçin