Bugün hepimiz bizi çepeçevre saran unutkanlık hastalığından muzdaripiz. Sizce bu hastalığın temel sebebi nedir? Eğer bu hastalığın bir tek sebebinden bahsedilecekse; “kesinlikle bakışlardaki haram izleridir” diyebiliriz. Unutmayalım ki, bakışlardaki selamet, hayatımızın selametini sağlayacak ve harama kapanan her göz, hasret kaldığımız o iki yüce haslet olan basiret ve ferasete açılacaktır.
Efendimiz (sav) hayatının tamamında, ahlakın bir alanında değil; başta ferdi/bireysel ahlak olmak üzere, aile, sosyal, devlet ve din ahlakının tüm alanlarında insanlığa model olabilecek bir hayat ortaya koymuş, çağlar üstü bir mesaj ile son güne kadar da bu alanların hepsinde en ideal kametin/duruşun ne olduğunu göstermiştir.
Muhasebenin belki de herkes için farklı ve çok çeşitli alanlarından bahsedilebilir; ama biz hepimizin ortak alanları olan dört önemli başlıkta bu alanları toplayacağız. Nedir bu dört başlık?
Nazarat/Bakılanlar: Nelere baktığımız çok önemlidir. Bugün zihinlerimizdeki kirliğin temelinde, bakışlarımızdaki kirlilik yatmaktadır. Sokaklarımızdan evlerimize, işlerimizden okullarımıza kadar her yerde haram tüm boyutlarıyla ve tüm cazibesi ile bakışlarımızı cepletmektedir. Ama ilahî vahiy o eşsiz merhametiyle bize en gür sedası ile seslenmekte, bir çok emri; “Ey İman Edenler!” gibi genel bir hitap ile bizlere duyururken, bu önemli alanın tesis edilmesi için Ahzab Sûresinin 30 ve 31. ayetlerinde mümin erkek ve kadınlara ayrı ayrı hitap ederek; “Yeğuddu min ebsarihim/Yeğdudne min ebsarihinne; Gözlerini harama bakmaktan korusunlar” (Ahzab, 33/30-31) demektedir. Bugün hepimiz bizi çepeçevre saran unutkanlık hastalığından muzdaripiz. Sizce bu hastalığın temel sebebi nedir? Eğer bu hastalığın bir tek sebebinden bahsedilecekse; “kesinlikle bakışlardaki haram izleridir” diyebiliriz. Unutmayalım ki, bakışlardaki selamet, hayatımızın selametini sağlayacak ve harama kapanan her göz, hasret kaldığımız o iki yüce haslet olan basiret ve ferasete açılacaktır.
Lefazat/Konuşulanlar: Yaptıklarımızdan mesul olduğumuz gibi, konuştuklarımızdan da mesulüz. Bunun için Sahabe, Efendimizden (sav) kurtuluşun nasıl olacağını sorduklarında O (sav) mübarek elleri ile dilini gösterir; “Buraya sahip olan kurtulur” derdi. Başka bir kutlu sözünde ise; “Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter” diyerek bizleri uyarırdı. Tabiînin büyük imamlarından Tavus b. Keysan ise nebevi sözlerden aldığı ilham ile şöyle demektedir: “ Dil bir canavardır. Bırakırsan istediğini konuşur; istediğini konuşursa da seni yer bitirir.” O halde sükûtun en büyük erdem olduğunu bilmeli, ağzımızdan çıkan her sözün bir hesabının olduğunu unutmamalı, yaptıklarımızı muhasebeye konu ettiğimiz gibi, konuştuklarımızı da sorgulamalıyız.
Hutuvat/Adımlar: Kur’an beş ayrı ayette bizi; “Sakın hutuvati’ş-şeytan/şeytanın adımlarını takip etmeyin” (Nur, 24/21) diye uyarır. Çünkü insan iz süren bir varlıktır. Bunu bilen Rabbimiz bizlere peygamberler göndererek; “şeytanın değil, bu elçilerin adımlarını izleyin” demektedir. Bu önemli uyarıdan dolayı insan sürekli teyakkuz halinde olmalı, önünde kendisine iz çizenin kimliğine çok iyi bakmalıdır. Eğer önünde duran şeytan ve onun yandaşları ise bazen sağdan bazen soldan yaklaşarak kurbanını kandıracak ve sonu hüsran olacak adımların takipçisi yapacaktır. Bunun için kaderi yürümek, yola revan olmak olan insan kiminle birlikte adım attığını çok iyi gözden geçirmeli ve bunun da her an muhasebesini yapmalıdır.
Huturat/Tehlikeler: Gerek Kur’an, gerekse Kur’an’ın fiili beyanı olan Sünnet, bizlere birçok kere; “yaklaşmayın yanarsınız” uyarısı ile tehlikeli alanları bildirir. Haramları yapmayın diyeceği yerde; “haramlara yaklaşmayın” diyerek bir nevi koruyucu önlemler almamızı istemektedirler. Bu maksatla ilahî kelam bizlere; “Tağuttan, büyük günahlardan, her türlü hayâsızlıktan, sözün yalanından, kötü zandan ve şeytan işi olan içki, kumar, dikili taşlar, fal ve şans oklarından uzak durun” demektedir. Siz bu listeye çağın umumi belalarına dönüşen daha nice şeyleri ekleyebilirsiniz. Demek ki, bizi tehlikeye düşürecek her alan, en az yaptıklarımız ve konuştuklarımız kadar önemlidir. Bu tehlikelerin doğru bir tespiti bize koruyucu önlemler noktasında çok önemli faydalar sağlayacaktır.
İşte bu dört önemli alan, bizlerin yapacağı muhasebenin temel alanları olmalıdır. Kaderimize yön verecek bu alanların yeniden inşası için çalışmalı, Rabbimizi memnun ve hoşnut edecek bir kametin/duruşun ortaya çıkmasına gayret gösterilmelidir.
Siyerin Mesajı ve Ahlak Eğitimi
Kur’an, Efendimizin (sav) ahlakının “muhteşem bir ahlak” olduğunu beyan etmektedir. Kalem suresinde geçen istisnai bir ifade ile ilahi kelam, içerisinde adı anılan tüm peygamberlerden sadece Efendimiz (sav) için böyle bir nitelendirme kullanması, üzerinde durulmaya değer bir konudur.
Efendimizin (sav) kendisinin muhteşem bir ahlaka sahip olmasının yanında, gönderiliş gayesinin de, böyle bir ahlakın inşa edilmesi olduğunu beyan etmekte; “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” demektedir.
Gönderiliş amacı güzel ahlakı inşa etmek olan Efendimiz (sav), özelde 23 yıllık Nübüvvet hayatında, genel de ise tüm hayatında böyle bir gayret içerisinde olduğunu, siyeri az çok okuyan herkesin büyük bir vefa duygusu ile itiraf edeceği bir konudur.
Efendimiz (sav) hayatının tamamında, ahlakın bir alanında değil; başta ferdi/bireysel ahlak olmak üzere, aile, sosyal, devlet ve din ahlakının tüm alanlarında insanlığa model olabilecek bir hayat ortaya koymuş, çağlar üstü bir mesaj ile son güne kadar da bu alanların hepsinde en ideal kametin/duruşun ne olduğunu göstermiştir.
Bu noktada o kadar çok şey söylenebilir ki, ama gelin isterseniz daha fazla sözü uzatmadan siyerin bazı önemli tablolarını bu gözle okumaya ve siyerin mesajı içerisindeki ahlak eğitiminin nasıl olduğunu tespit etmeye çalışalım.
Hılfu’l-Fudûl: Zalime karşı, mazlumdan yana olma ahlakı
Busrâ ve Şam ziyaretleri: Ticaret ve iş ahlakı
Hz. Hatice ile olan evlilik: Aile, eş ve baba ahlakı
Kâbe’de ki hakemlik: Hüküm verme ve meselelere yaklaşım ahlakı
Hira: Varlık sancısı ve arayış ahlakı
Darü’l-Erkam: Eğitim ve öğretim ahlakı
Şib-i Ebi Talib: Yokluk ve fakirlik ahlakı
Taif: Davet ve tebliğ ahlakı
İsra ve Miraç: Mükâfat ve yücelme ahlakı
Akabe: Biat ve sadakat ahlakı
Sevr: Tedbir ve tevekkül ahlakı
Hicret: Yol ve yolculuk ahlakı
Medine: Devlet ve iktidar ahlakı
Muâhât: Kardeşlik ve paylaşım ahlakı
Kıble: Mekân ve yön ahlakı
Suffa Mektebi: İlim ve ihtisas ahlakı
Bedir: Galibiyet ve zafer ahlakı
Uhud: Mağlubiyet ve yenilgi ahlakı
Beni Kaynuka: Mukaddesata saygı ve bunları korumanın ahlakı
Beni Nadir: İhanet ve sadakatsizliğe karşı sergilenecek mümin ahlakı
İfk Hadisesi: İftira ve asılsız haberlere karşı olması gereken Müslüman ahlakı
Hendek: Sabır ve direniş ahlakı
Beni Kureyza: Muhalefet ve ihtilaf ahlakı
Hudeybiye: Barış ve antlaşmaya sadakat ahlakı
Kaza Umresi: Tevazu ve izzet ahlakı
Hayber: Savaş ve mücadele ahlakı
Mute: Emir sahiplerine itaat ve teslimiyet ahlakı
Mekke Fethi: Fetih ve kuvvet ahlakı
Huneyn: Güç ve sayı ahlakı
Evtas ve Taif: Mal ve ganimet ahlakı
Tebuk: İnfak ve zorluk ahlakı
Veda Haccı: Hac ve hüzün ahlakı
Vefat: Ölüm ve ayrılık ahlakı
İşte siyerin her tablosu, bu muhteşem hayatın sahibi olan Efendimiz (sav) tarafından, bu şekilde ahlakın hep farklı bir alanın adeta inşası için vesile olarak kullanılmıştır.