Başkasının parasını, eşyasını izni olmadan almayı kul hakkı görürken, aynı insanın kişilik ve şerefinin, malından da değerli olduğunu unutuyoruz. Bir müminin şerefi, onuru malından da değerlidir. Birbirimize karşı malımızı koruduğumuz gibi iffet ve şerefimizi de korumak kollamak zorundayız. Gıybet bir kul hakkıdır. Belki de helalliğinin elde edilmesinin güçlüğünden en ağır kul haklarındandır.
Ölü insan etinden ziyafet
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinize gıybet etmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyendir.” (Hucurat, 49/12)
Gıybet, bir kimsenin arkasından hoşuna gitmeyecek şeyleri söylemek, başka bir deyimle, kendimize söylendiği zaman hoşlanmayacağımız bir şeyi, din kardeşimiz hakkında konuşmamız anlamına gelir. Gıybet, insan veya insanla ilgili birtakım şeyler üzerinde olur. Kişinin bedeni, nesebi, ahlâkı, işi, dini, dünyası, elbisesi, evi, bineği ve sair dedikodu konusu olabilir. Gözün şaşılığı, saçların döküklüğü, uzun veya kısa boyluluk, siyah veya sarı renkte olmak… Kaş-göz işareti yapmak, ima, işaret ve yazı gibi mümini üzen her hareket de gıybettendir. Meselâ elle birisinin uzun veya kısa boyluluğuna işaret etmek, bir şahsın ayıpları hakkında yazı yazmak gıybettir. Gıybeti tasdik etmek de gıybettir! Gıybet yapılan yerde susan kişi gıybete ortak olmuş olur. İmam Gazali; “Diliyle gıybetçiye karşı duramayanın kalbiyle inkâr etmesi gerekir”, der. Allah Rasülü şöyle buyurur: “Bir kimse yanında hakarete maruz kalan bir mümine gücü yettiği halde yardım etmezse, Allah o kimseyi kıyamet gününde insanların önünde rezil eder.” Ey kalbiyle değil, sadece diliyle iman edenler topluluğu! Müslümanların gıybetini yapmayınız, ayıplarını araştırmayınız. Zira kim kardeşinin ayıp ve kusurlarını araştırırsa Allah da onun kusurlarını araştırır. Allah, kimin kusurunu araştırırsa onu evinin içinde bile olsa rezil ve rüsva eder. Gıybetin psikolojisi “Kul Hakkı”nı eksik biliyoruz. Başkasının parasını, eşyasını izni olmadan almayı kul hakkı görürken, aynı insanın kişilik ve şerefinin, malından da değerli olduğunu unutuyoruz. Bir müminin şerefi, onuru malından da değerlidir. Birbirimize karşı malımızı koruduğumuz gibi iffet ve şerefimizi de korumak kollamak zorundayız. Gıybet bir kul hakkıdır. Belki de helalliğinin elde edilmesinin güçlüğünden en ağır kul haklarındandır. İmani kimliğimiz dikkate alındığında, bizim için uygun olmayan seviyesiz gündemli meclislerde oturuyoruz. Kısır döngülü konuşmaların ağırlıkta olduğu, akraba, ahbap sohbetlerinde gündeme hâkim olamayınca, basit ve seviyesiz gündemin esiri oluyoruz. Gıybet etmesek bile edenlerle beraberliğimiz bizi o vebalın ortağı yapıyor. Kimliğimizi başkalarının üzerinden öne çıkarmak gibi bir hataya düşebiliyoruz. İntikam ve kinimizi tatmin için ağzımızı açtığımızda, belki de hak sahibi iken hak ödeyecek bataklığa giriyoruz. Sinirli ve gergin olduğumuz vakitlerde ne konuştuğumuzu murakabe edemiyor ve ölçüsüz konuşuyoruz. Abdest alıp sinirimizi yatıştırdıktan sonra konuşalım; muhakkak konuşacaksak! Alay etmenin ve eğlenmenin, vakit geçirmenin ölçüsüzlüğüne kapılıp gidiyoruz. Eğlenirken düşmek istemediğimiz konumlara başka mümin kardeşimizin düşmesine -en azından- sessiz kalarak cürüm işliyoruz. “Ben demiyorum, diyen başkası” gibi hiçbir haklılığı olmayan savunmalara güveniyoruz. Bir mecliste bulunmak, o meclisin vebaline ortak olmaktır. Ya kötülüğü men ederiz, ya da kötülük yapılan yeri terk ederiz.
DİKKAT!
Kendi ayıplarımızı düşünelim. Başkasının ayıplarını konuşmayı ayıp görmek zorundayız. Gıybet ederken veya gıybetçi bir mecliste otururken, kendimizi orada gıybeti yapılan Müslüman’ın yerine koyalım. Ortama uyan Müslüman olamayız. Biz ortamı düzelten, iyiliği yayıp kötülüğü gideren kimliğimizi unutmayacağız. Kabir azabına neden olacak ve Müslüman kimliğimizi lekeleyecek, çoluk çocuğumuzun, dostlarımızın gözünde değerimizi düşürecek bir hatayı ebediyen bırakmak zorundayız. “Salihlerle beraber olmak” ilkesini unutmayalım. Etkilenmemek çok zor… Tedbir sahibi olmak gerek. Gıybetini yaptığımız Müslümanların helalliklerini talep etmeliyiz. Helallikten sonra da istiğfar edelim. Ahirete intikal etmiş haklar altından kalkılamaz yüktür. Gıybete konu olan şeyin doğru olması haklı bir gerekçe değildir. Zaten gıybet doğru olan şeyi konuşmaktır. Konuşulan şey doğru değil ise o bir “iftira”dır. Nefsi dizginlemenin yollarını geliştirmeliyiz.
Peygamber Öğüdü
Esma Binti Yezid diyor ki: Rasûlullah (sav) şöyle buyurdular: “Kim bir mümin kardeşinin gıybeti yapılırken gıybeti engelleyerek onu korursa Allah da kıyamet günü onun yüzünü ateşten korur.”