Dua, Dua , Dua

İşte şimdi O’na (sav)ümmet olmak ile şereflenen Ehl-i Beyt’in sevdalıları farklı coğrafyalarda Muhammed Ümmetinin şeref ve haysiyeti için yeryüzünün en zalim ve gaddar güruhları ile savaşıyorlar. Bin dört yüz yıl sonrasında sahabe şuuru ile izzet ve şereflice ölmeyi, zillete mahkûm olarak yaşamaya tercih ediyorlar.

İşte şimdi O’na (sav)ümmet olmak ile şereflenen Ehl-i Beyt’in sevdalıları farklı coğrafyalarda Muhammed Ümmetinin şeref ve haysiyeti için yeryüzünün en zalim ve gaddar güruhları ile savaşıyorlar. Bin dört yüz yıl sonrasında sahabe şuuru ile izzet ve şereflice ölmeyi, zillete mahkûm olarak yaşamaya tercih ediyorlar.

O (sav) Bedir’deydi. Kur’an Bedir’e yevmü’lfurkan diyordu. Furkan günü, ayrışım günüydü. Hak ile batılın, yalan ile gerçeğin, iman ile inkârın birbirinden tamamen ayrıldığı gün. Eşit güçlerde olmayan iki ordu karşılıklı saf bağlamıştı.

Ordunun komutanı çadırında ridası omuzlarından düşercesine dergâh-ı Ahadiyet’e haykırıyordu: “Allah’ım bana vaadini (zaferini) ulaştır. Allah’ım bana vaadini (zaferini) eriştir. Ya Rabbi! Eğer İslam’ın ehlinden olan şu küçücük cemaati helak edersen (mağlubiyete uğratırsan) yeryüzünde senin ismini yüceltecek hiç kimse kalmayacak!” ( Müslim,”Cihad”, 58; Ebu Davud, 2960)

O (sav)Uhud’daydı. Uhud sarp yokuştu. Söz dinlenmemiş, okçular ayneyn tepesini terk etmiş, inkâr cephesinin süvarileri bu fırsatı çok iyi değerlendirerek, arkadan Müslümanları kuşatmışlardı. Önce Seyyidina Hamza yıkılmıştı, Uhud’un eteğinde. Sonra aşk abidesi Musab. Kanlar dökülmüştü, dişler kırılmıştı. Her şeye rağmen bir ses yankılanıyordu, tüm rahmet ve içtenliği ile… Diyordu ki: “Allah’ım! İnkâr eden şu kavmimi bağışla. Çünkü onlar beni ve gerçekten hakikati bilmiyorlar” (Buhari, 1452; Müslim, “Cihad”, 104 )

O (sav)Hendek’teydi. Bölgenin tüm düşman güçleri bir araya gelmişlerdi. 24.000 kişilik bir ordu ile Medine’ye doğru yola çıkmışlardı. Komutan askerleri ile istişare etmiş, İranlı Selman’ın görüşünü kabul etmişti. Şimdi tüm canlar hep birden aynı heyecan ve coşku ile kazmalar sallıyorlardı.

Hendekler kazılmış, ordular karşılıklı beklemeye başlamışlardı. O anda komutan bir kendi arkasında duran 3000 kişilik orduya, bir de karşısında duran inkâr etrafında toplanmış bulunan kalabalık orduya bakmaktadır. Eller yine havada, diller yine dua dua yakarmakta ve Âlemlerin Sevgilisi haykırmakta: “Ey kitabı indiren, hesabı süratli olan Allah’ım! İslam aleyhine toplanan bu gurupları dağıt. Allah’ım! Onları darmadağın et, onları hezimete uğrat ve onların temellerini sars.” (Buhari, “Kitabü’l Cihad”, 59)

Bedir, Uhud ve Hendek ne ilkti nede son olacaktı. İslam ümmeti yüzyıllardır nice Bedirler yaşamış, Uhud’un o zorlu atmosferini hissetmiş ve Hendek’teki gibi şer odaklarının kurduğu ittifaklar ile savaşmak zorunda kalmıştı.

İşte şimdi O’na (sav)ümmet olmak ile şereflenen Ehl-i Beyt’in sevdalıları farklı coğrafyalarda Muhammed Ümmetinin şeref ve haysiyeti için yeryüzünün en zalim ve gaddar güruhları ile savaşıyorlar. Bin dört yüz yıl sonrasında sahabe şuuru ile izzet ve şereflice ölmeyi, zillete mahkûm olarak yaşamaya tercih ediyorlar. İşgal devletlerinin onlarca yıldır dünya kamuoyuna yutturdukları yalan balonlarını bir bir patlatıyorlar. Onlar inkâr edip, görmemezlikten geliyor gibi davransalar da, inanın atılan her bir füze onlarca hayırlı neticeye sebep oluyor.

Müslümanların her bir füzesi; siyonizmin korku ve yalan imparatorluğunu yıkıyor.

Müslümanların her bir füzesi; coğrafyalarımız üzerinde hesaplar yapan masa başı patronların hesaplarını alt-üst ediyor.

Müslümanların her bir füzesi; yıllardır bir kene gibi zavallı halkın ensesine yapışan zalim diktatörlerin koltuklarını sallıyor.

Müslümanların her bir füzesi; yüreklerdeki imanı harekete geçiriyor. Ölü bedenlere can, fersiz dizlere derman, suskun dillere ferman oluyor.

Ümitler yeşeriyor Lübnan ve Filistin’in kanlı toprağında. Yıllardır acıların ektiği tohumlar fidana durmuş, şahadet çiftçilerinden son gübrelerin verilmesini ve çapaların yapılmasını bekliyorlar. Çağın Hamzaları, Ömerleri, Alileri ve Selahattinleri yiğitçe kanlarını gübre niyeti ile bu coğrafyalar üzerine serpiyor, melekleri bile imrendirecek mücadeleleri ile direniyorlar.

Ya Rabbi! Ne olur soldurma bu gülleri. Ağlatma bu garipleri. Mahzun etme sabah-akşam oralardan gelecek hayırlı haberlere kitlenen bu yürekleri. Onlar senin adına ve senin dininin uğruna serden ve yardan geçerek savaşıyorlar; Sen dinine yardım edene, yardım edeceğini vaat etmiştin. Sen ki vaadinden asla dönmezsin. Ne olur Ya Rab! Yardım et bu yiğitlere. Görünmez ordularınla onları destekle. İslam’ın o aziz evlatlarının ayaklarını sağlamlaştır. Yüreklerine sekinet ver. Acılarını dindir.

Bizleri de ulaştıracağın o yardımların memurlarından eyle. Dualara kalkan bu ellere güç ver. İmanlarımızın bedellerini ödeyecek liyakat ve sadakat ver. Bizleri sadece söz ehli değil, hal ve iş ehli eyle.

Önceki Makale

Beslenme Ahlakı

Sonraki Makale

Hz Peygamber (sav) ve İnsan Onuru

Yorum yaz

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bültenimize abone olun

En son yazıların doğrudan e-postanıza iletilmesi için e-posta bültenimize abone olun.
Saf ilham, sıfır spam ✨
Bizimle İletişime Geçin