Teknolojiye lanet etmeye kalkma. Teknolojinin önünde Allah seni imtihan edecek. Bunu hayra kullanacaksın. Şeytan, şerri de önüne çıkaracak. Mesela ayet, hadis, tefsir, Kur’an dinlerken Youtube’da karşına başka bir rezalet çıkacak. Ama kapatmayı bileceksin. “Bir bakayım.” demeyeceksin. Yürüdüğün sokakları da böyle yürümüyor musun zaten? Sokaklar sen yürüyesin diye meleklerle mi donatılıyor? Bin bir mel’anet olan bir caddeden camiye gidiyorsun. Takılıp kalmıyorsun.
Ağacın kuruyan yaprakları döküldüğü gibi sen de gerektiğinde arkadaşını dağıtacaksın, yeni arkadaş edineceksin. Gerektiğinde bir kitabı bir daha okuyacaksın. Mesela insan, senede bir defa en azından; ahiret hayatı, cennet ve cehennemle ilgili ayetlerin, hadislerin anlatıldığı bir ders dinlemeli değil mi? , hem Müslümanlığımızda bizimle ilgili “gerekli şeylerin” bir öncelikli olanları var, bir de önemli olanları vardır. Mesela senin karnının doyması için ekmek ne, salata ne? Biri önemli, öbürü, öncelikli. Mesela senin oturmak için bir sandalyeye de ihtiyacın var. Bu önemli bir konu. Nefes almaya da ihtiyacın var. O öncelikli hayatı böyle dizayn et. Öncelikliler, önemliler. Sen her zaman öncelikliyi kullan. Dinde de böyle yap. İman, öncelikli bir konudur.
İmanı olmayınca insanın namazı ne olacak? İmanla namaz yan yana gelince iman öncelikli. Namazla oturup Kur’an okumak bir araya gelince farz namaz öncelikli bu sefer.
Hayatı ibadette, insani ilişkilerde, özel hayatında önemliler, öncelikliler diye ikiye ayır. Ta genç yaştan bunu yapmaya alışırsan, Allah’ın izniyle ellili altmışlı yaşlarına geldiğinde -Allah ömür verdikçe- saat gibi işlersin. Beş lira kazanılacak bir işten bir lira kazanma şanssızlığına düşmezsin. Mesela Cuma ezanı okununca en önemli iş, en öncelikli iş anında cumadır. Oturup orada Cuma namazına gitmeyip on cüz Kur’an okusan batarsın. Demek ki, sana sekizinci nasihatim neydi? Hayatı ve dinini öncelikli işlerim, önemli işlerim diye iki kategoride yaşayacaksın. Anlaşıldı mı?
ÂLİMLERE HÜRMET ET AMA PUTLAŞTIRMA
Müslümanca yaşamak istiyorsun ya, bu ümmetin âlimlerine-şeyhlerine ihtiyacın olacak. Yalnız gidemezsin. İşi gücü bırakıp âlim olamazsın. Âlimsen zaten senin gibi âlimlere yine ihtiyacın olacak. Tek başına olmaz çünkü. Peygamber değilsin. Sana Cebrail (as) gelmeyecek. Bu seni şöyle bir kural sahibi yapmayı gerektiriyor:
Âlimsiz ve şeyhsiz olamıyorsan eğer, âlimleri ve şeyhleri değerli görmen gerekir ama putlaştırmadan. Onların ilminden, örnekliğinden istifade edeceksin. Onları birbirine kırdırma. Onları oyuncağın etme. Onlar belki filan noktada hak etmiyor olsalar bile Peygamber’in vekili onlar. Onlara uzattığın dilin, onların önünde uzattığın ayağın başka bir yere temas edebilir dikkat et.
Tekrar ediyorum: Onların oyuncağı olma, onlarla da oynama. Arı gibi ol! Kon âlimlere ve şeyhlere al onları özü itibariyle; git evine, git işine. Fetva avcısı olma. Din öğrenen Müslüman ol. Öğren, öğrendiğinle amel et. Onların kendi aralarında, kendi düzeylerinin gerektirdiği tartışmalara alet olma sakın. Namazı, ibadeti, takvası, dünyaya tenezzülsüzlüğü itibarıyla beğendin mi bir zatı; onun peşinden git. Baktın, o da senin gibi dünya peşinde dolaşıyor. Birini daha ararsın. Put değil çünkü.
TEKNOLOJİ SİLAHINI KULLAN AMA KUKLA OLMA
Teknolojiyi iki tarafı da kesebilen bıçak olarak bilip kullanacaksın. Bugün dünyadaki bütün rezillikler, hemen hemen tamamı internetten yayılıyor. Ama Kabe’de kılınan namazı internetten izliyorsun. İki tarafı da kesiyor bu bıçağın. Bu ne demek? Sen kullanamazsan, elini keseceksin. Kullanırsan bu senin lehine olacak.
Teknolojiye lanet etmeye kalkma. Teknolojinin önünde Allah seni imtihan edecek. Bunu hayra kullanacaksın. Şeytan şerri de önüne çıkaracak. Mesela ayet, hadis, tefsir, Kur’an dinlerken Youtube’da karşına başka bir rezalet çıkacak. Ama kapatmayı bileceksin. “Bir bakayım.” demeyeceksin. Yürüdüğün sokakları da böyle yürümüyor musun zaten? Sokaklar sen yürüyesin diye meleklerle mi donatılıyor? Binbir mel’anet olan bir caddeden camiye gidiyorsun. Takılıp kalmıyorsun. Unutmuyorsun; teknoloji şerrin ve hayrın en güzel silahıdır. Sen, hayrın adamıysan hayır adına onu kullanacaksın. Şerrin adamıysan, şer adına kullanacaksın. Kör bir teknoloji düşmanı olma. Kör bir teknoloji tutkunu da olma.
KİŞİLERE TAKILMA, İSLAM’A SARIL
Bak, cennete gitmek istiyor musun? Cehennemden kurtulmak istiyor musun? Allah’ın salih kul dediği kullardan olmak istiyor musun? Müslümanca yaşamak istiyor musun?
Kişilere takılmayacaksın. İslam’a sarılacaksın. Âlim, şeyh, hoca efendi, yazar, ne olursa olsun. İnsana takılma! İnsanın önünde eğilme. Allah’tır secde edeceğimiz makam. Kur’an ve İslam’dır rehberimiz, sarılacağımız güzergâhımız.
Şeytanın bugüne kadar aldattığı ve ne yazık ki sonunda bataklığa götürdüğü, tuzağa düşmüş pek çok gencin temel tapınaklarından birisi budur. İslam diye bir Müslüman’ı esas alıyor. O Müslüman batınca o da batıyor bu sefer. Bu tuzağa sakın düşmeyesin. Bu âlimleri sevmemen anlamında değil. Bir çizgiye kadar sevmen anlamında. Aksi takdirde umudunu kaybedersin. Yanılırsın, tuzağa düşersin, bunu anladığında iş işten geçmiş, gençliğin bitmiş olur. Umarım dediğimi anlamışsındır.
İMANINI TAZE TUT, KENDİNİ YENİLE
Genç kardeşim, Peygamber Efendimiz (sav)’in bir sözünü sana hatırlatayım. Eskiyen imanı tazelemekten söz etmiş bir defa. “Elbise eskidiği gibi iman da eskir hâ!” demiş. Hâlbuki iman nasıl eskiyecek?
Şöyle eskiyecek:
Sen on sekiz yaşındaydın, “Ben Ümmet-i Muhammed’in Şeriat isteyen gençlerinden biriyim.” dedin yola çıktın. Bekârdın, işin yoktu, talebeydin. Yirmi üç yaşına geldin. Seni evlilik pozisyonları kuşattı, iş kuşattı, askerlikti, arkadaştı, çevren değişti. Sen hâlâ o günkü bir dinlediğin konferansın heyecanı ile duruyorsun ama atmosfer üçe-beşe katlandı. Senin imanın bu mücadeleye yetmez. Şeytan sana hissettiğin ve ödemediğin darbeler vurur. Onun için bilgini ve çevreni sürekli yenileyeceksin.
Ağacın kuruyan yaprakları döküldüğü gibi sen de gerektiğinde arkadaşını dağıtacaksın, yeni arkadaş edineceksin. Gerektiğinde bir kitabı bir daha okuyacaksın. Mesela insan, senede bir defa en azından; ahiret hayatı, cennet ve cehennemle ilgili ayetlerin, hadislerin anlatıldığı bir ders dinlemeli değil mi? Sen en son on iki yaşında bir camide cehennemle ilgili ayetleri dinlemiştin. Şeytan onları küllendirebilir. Üstüne kül serper.
Unutma! Elbisen gibi, binan gibi, oturduğun evin gibi, imanın ve imanını ayakta tutan temel dinamiklerin hep canlanması lazım, aktif hâle getirilmesi lazım. Okuyarak, dinleyerek, çevre edinerek, belki de gezerek…
EVLİLİĞİ CİDDİYE AL
Bekârken ve inşallah bir gün evlenince evliliği ciddiye al. İbadet olarak gör. Kudüs, Mescid-i Aksa konusunda ne kadar şaka yapabiliyorsan evlilikle ilgili de o kadar şaka yap. Bu kâinatta birey olarak senin evlilik gibi büyük bir sosyal imtihanın olmayacak. Onun için bekârken evlilik şakaları yapma. Evlenince hiç yapma. Neden? Evliliği sana emreden Allah, namazı emreden Allah’tır. Namazda nasıl ciddiysen evlilikte de ciddi olacaksın. Oluşumunda, sürdürülmesinde.
Hani “Bekâra karı boşamak kolay.” diye bir atasözü var ya, o bile doğru değil. Çünkü bekâr da namus, iffet, evlilik konusunu ciddi görür. Bekârken ciddi görmeyen evliyken nasıl ciddi görecek? Sabah namazına kalkmak nasıl zor? Yaz günü yorgunken yatsıyı beklemek nasıl zor? Okulda imtihan, cumaya yetişmek nasıl zor? Evlilik de kolay değil. Evlilikten ürküp kaçmayacaksın. Ama evlilik şakası yapılabilir bir şey değil. Bekârken de unutma!
Mesela sana arkadaşın, filanca adayla evlenir misin diye teklif ediyor. Bu arada da espri üstüne espriler patlatıyor. Onun teklifini inceleme. İncelemeye bile alma. Çünkü o bir defa o bakış tarzıyla evliliği bilmeyen biridir. Seni tuzağa çekiyor olabilir. Bilmeden de olsa!
Evet, on üçüncü sözümü unutmuyorsun. Bekârken de evliyken de Mescid-i Aksa’ya baktığın gibi evliliğe bak.
SPORTİF, ÇEVİK VE HAREKETLİ OL
Çevik Müslüman olacaksın. Allah-u Teâlâ’dan hastalık gelir, kas sorunun var, mide arızan var, o ayrı. Müslüman genç “Beş kilometre yürür müsün?” dendiğinde korkudan kalp krizi geçirmemeli. Helal, temiz bir spor yap. Sportmen ol! Uyuşuk beden, sarkmış yanaklar Müslüman gence yakışmaz. Atik olacaksın. Yallah deyince sıçrayan at gibi, harekete hazır; kolları, ayakları, beyni, bütün vücudu çevik Müslüman olacaksın. Uyuşukluk, pısırıklık, pintilik Ashab-ı Kiram’ın gençlerinde yoktu. Sende de olmayacak.
Spor, “Kumar oynanıyor futbolda, onun için yapmıyorum.” diye bir mazeretin olmasın. Futbol sporun tek çeşidi mi? Disiplinli, kurallı, evde de spor yapabilirsin. Yürüyüş yapabilirsin. Sporun, evet kumar olan, setr-i avreti engelleyen, setr-i avretten dolayı yapılması caiz olmayan vesairesi var. Bir defa yüzme bilmelisin; ama profesyonel, öğrenerek. Muhakkak koşma kabiliyeti olan biri olmalısın ve Allah-u Teâlâ’nın sana verdiği bir kabiliyet vardır. Mesela kaldırma kabiliyetin vardır, mesela güreş kabiliyetin vardır. O kabiliyeti keşfedersen onun üzerinden aktif bir spor yapabilirsin. İlme engel değil bu. Diplomaya engel değil. İşe engel değil. Belki günde on beş dakika vakit ayırarak ama muhakkak çevik, hareketli Müslüman olacaksın. Böylece uykun da rahat olur. Sağlığın da yerinde olur. Gereksiz kilo mücadelesi de yapmazsın.
EĞLENMEYİ BİL AMA RAYDAN ÇIKMA
Gördüğün gibi namazı, orucu anlatmadım sana. Yani ibadetleri anlatmadım. Zaten sen Müslümansın. Zaten bunları yapıyorsun. Ben sana bu toplumda sosyal kimliğini Müslümanca sürdürebileceğin taktikler öğretmeye çalıştım.
Şimdi, sana son olarak diyorum ki:
Sakın eğlenmek, bir miktar zevklenmek hakkın değil zannetmeyesin. Sen de eğleneceksin. Senin de neşeli anların olacak. Senin de güldüğün olacak. Ama ölçüyü kaybetmeyeceksin. Bunu namaz vakti yapmayacaksın. Anneni babanı üzerek yamayacaksın. Avretini teşhir ederek yapmayacaksın. Arkadaşlarının gözünün önünde palyaçoya dönmüş halinle yapmayacaksın. Onurun ve mesleğin ve ibadetin ve insani görevlerin aksamadığı sürece istediğini sen de yap. Allah’ın mubahları sana da helal. Çıldırmamak şartıyla, raydan çıkmamak şartıyla.
Umuyorum bu on beş nasihatimi dinleyecek ve yapacaksın. Bu ümmetin umudu olacaksın. Seni aziz ve celil olan Allah’a emanet ediyorum. Selamünaleyküm.