Dindar aileler bile çocukların okul başarısının dışında başarı aramaz oldular. Başarılı evlat mı, hayırlı evlat mı yetiştirme konusunda kafaları karışık. Testler, soru kitapçıkları, ders notları, sınav hazırlıkları vs. hep bunların üzerinde duruyorlar. Elbette bu ailelerin çocukları da akranları gibi sınava hazırlanmalı ama dünya sınavına hazırlanırken ahiret sınavını kaybetmek üzere olan bir nesil ortaya çıkmamalı.
Sözü uzatmadan söylemek gerekirse; güzel bir ahlaka, düzgün bir vicdana sahip iyi gençler yetiştirmek, Müslüman her anne-babanın ve eğitim sisteminin en önemli gayesi olmalıdır. Eğitimde öncelikle kafa-kalp bütünlüğü sağlanmalı, gençlerin kafasına çağının en son bilgileri, kalbine de sağlam/tahkiki bir iman konmalı.
Yaşamak ve yaşatmak için gönderilen Yüce İslam, Yüce Allah’ın yeryüzüne halife kıldığı insanın hayatının her alanı kuşatacak ölçüleri bulunan, dünya ve ahiret mutluluğunun yol haritası olan bir dindir. Dindarlık; güzel ahlakı tamamlamaktır.
Ülkemizin geleceği için özellikle gençliğin yüksek enerjisini, potansiyelini Kur’an’ın aydınlığında, Rasülullah’ın örnekliğinde ve caminin maneviyatıyla buluşturup tanıştırmalı.
Dinin samimiyetle yaşandığı ortamda örnek davranışlar, özellikle gençler tarafından ilgiyle alakayla karşılanır. Dinin yeterince yaşanmadığı ve benimsenmediği çevrede yetişen gençler ömür boyu ruhlarında derin boşluklar hissederler.
Biliyorsunuz bizim dindar nesil yetiştirmek gibi bir hedefimiz vardı. Peki, dindar gençliği nerede, nasıl yetiştirmeyi düşünüyoruz? Dindar nesil yetiştirmek için öncelikle uygun bir ortam hazırlamak gerekmez mi? Mesela siz Konya’nın bereketli topraklarında Akdeniz iklimine uygun bir bitki olan Anamur Muzunu yetiştiremezsiniz. Yetiştirmek istediğiniz o güzelim sebze ve meyveler için bereketli topraklar kadar uygun iklime ve bitki örtüsüne de ihtiyaç vardır. Bir gencin dindar kişilik geliştirebilmesi için yaşadığı toplum ve aile yapısı da uygun olmalı.
Altyapısız, kafadan, rafadan, sıradan anne-babalıkla iyi bir nesil yetişmiyor. Çok ciddi eğitim hataları yapıyor olmalıyız ki, evlatlarımız ellerimizden kayıp gidiyor.
Nesli korumak; bedeni, kafası ve ruhu sağlam, ait olduğu kültür ve medeniyet değerlerini devralabilecek gençler yetiştirmekle olur, bunun da en ideal ortamı aile yuvasıdır.
Çocuklar ailelerini kendilerine en tabii çevre olarak kabul ederler. Ergenlik çağında çocukların gönlünde başka başka idealler ve hayaller gezinmeye başlar. Bu dönemde aile büyükleri yine ahlaki konuları düzgünce telkin etmeye, övücü-özendirici söz ve davranışlarda bulunmaya devam etmeliler.
İnsanların dine mesafeli durmalarının, dinden uzaklaşmalarının birçok nedeni olabilir ama insanın dini tamamen terk etmesi ve bırakması mümkün değildir. Çünkü herhangi bir dine inanmak ya da yüce bir güce sığınmak; beslenmek, barınmak, uyumak, nesli devam ettirmek gibi fıtrî/tabii bir olaydır ve insandan ayrılmaz bir olgudur.
Eğer insanlar dini doğru şekilde algılayabilirlerse asla dinden/İslam’dan uzaklaşmazlar. Bunun için öncelikle devlet vatandaşlarına dini doğru şekilde öğretmekten çekinmemeli. Dinî bilgileri kültür konseptinde değil; hayat öğretisi, ahlak ve ibadet konseptinde vermelidir.
Gelin samimi bir tespitte bulunalım: Genç kuşaklar artık eski tip terbiye sistemiyle dizginlenmeyi kabul etmiyorlar. Yeni kuşak, imamlara, sosyal medya fenomeni bir kısım hocaları gözlemliyorlar ve onların çoğunun dünyadaki gelişmelerden habersiz olduklarını, bugünde değil dünde yaşadıklarını görüyorlar. Yani dini bilen insanların bugünün dünyasına ait söyleyecek sözlerinin, toplumsal sorunlara sunacak reçetelerinin olmadığını görünce; “bana dinden bahsetme” dercesine dinle aralarına mesafe koyuyorlar ya da deizme kayıyorlar.
Ve biz büyükler, büyük eğitim hataları yaparken TV, bilgisayar ve sosyal medya çocuklarımızı elimizden alıyor. Bunun ardından hiçbir şeyden memnun olmayan, şükretmeyi bilmeyen, bencil, merhametsiz, doyumsuz bir nesil geliyor. Bazı gençler sırf anne-babalarını üzmek için bilinçli hatalar yaparak onları en hassas oldukları dini konulardan vurmaya kalkışıyorlar.
Çocuklara zorla dua ezberletmek yerine İslam’ın güzelliklerine özendirerek, ödüllendirerek öğretmeli, birlikte namaz kılmalı, dindarlığı güzel davranışlarla göstermeli, peygamberimizin örnek davranışlarını anlatmalı, dini bilgiden çok dini bilinç vermeli, dini sevdirmeli.
Din eğitiminde sevgi dilini hâkim hale getirmeli. Dini eğitiminde ebeveynin ve öğretmenlerin yapacağı ilk şey, baskıcı tavır ve tutumlara son vermek olmalıdır. Aileler kendi dindarlıklarını yaşarken çocuklarının eğitimiyle ve terbiyeleriyle ilgilenmeyi ihmal etmemeliler.
Dindar aileler bile çocukların okul başarısının dışında başarı aramaz oldular. Başarılı evlat mı, hayırlı evlat mı yetiştirme konusunda kafaları karışık. Testler, soru kitapçıkları, ders notları, sınav hazırlıkları vs. hep bunların üzerinde duruyorlar. Elbette bu ailelerin çocukları da akranları gibi sınava hazırlanmalı ama dünya sınavına hazırlanırken ahiret sınavını kaybetmek üzere olan bir nesil ortaya çıkmamalı. Çocukların istikballeri dünyevî kazanımlara kurban edilmemeli. İnancımıza göre hayırlı evlat, dünyanın en kıymetli varlığı, ahiret hayatı için de kesintisiz devam eden, hiç kesilmeyen akarlarımız/sadakayı cariyelerimizdir.
Modern dünyanın çocukları ana kuzusu, süt çocukları değiller artık. Bu nesil internet ortamında doğmuş bir nesildir. Bu çocuklar enformasyonun hızla arttığı, herkesin her gün, her saat erişilebilir olduğu bir çağda doğdular. Bizler ileri teknoloji çağının çocukları için neler yapabileceğimizi kavramakta geç kaldık. Sürekli açık olan telefonlar, sosyal medya ve video oyunları genç beyinleri her an iğfal ediyor. Çağın en büyük hastalığı hâline gelen dikkat dağınıklığı ve odaklanamama sorunu, gençlerin soyut/manevi şeyleri öğrenmelerini oldukça zorlaştırıyor.
Artık çocuklar ailelerin değil. Aile, bir çocuğun gelişimi ve eğitimi için çevresel faktörlerden sadece birisi. İmam Hatip’e göndererek dindar yetiştirmeyi düşündüğünüz çocukların ellerindeki telefonlar ve internet ağları, kendisine öğretilmek istenilen dini bilgileri kökten sarsacak, alt üst edecek durumda. Ve işin en kötüsü çoğumuz bu dünyaya hazırlıksız yakalandık.
Dindarlığın her şeyden önce iyi bir ahlak eğitiminden geçtiğini, dindarlık yoluna güzel ahlakla çıkılabileceğini kabul etmeliyiz. Efendimiz (sav): “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” (Muvatta, 2/381) ifadesi eğitim sistemimizde ana tema olarak alınmadıkça din eğitimi sorununun çözüleceğine inanmıyorum.
İslam’a göre ahlak, kesbi/kazanılan bir davranıştır. İmam-ı Gazali’den Kınalizâde Ali Efendi’nin Ahlak-ı Alâi’sine kadar herkes ahlakın öğrenilen ve nesillere aktarılan bir davranışlar sistemi olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla insan dünyaya gelirken iyiye, güzele meyilli olsa bile güzel ahlak zamanla kazanılan davranışlardır. Hayat pınarımız Kur’an-ı Kerim’de ve Efendimiz (sav) hadislerinde çocukların hayır üzere yetiştirilmeleri tavsiye edilir. Yüce kitabımızda:
“Onlar; Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınan(takva sahibi) lara önder eyle diyenlerdir.” (Furkân, 25/74) buyrulur.
Sözü uzatmadan söylemek gerekirse; güzel bir ahlaka, düzgün bir vicdana sahip iyi gençler yetiştirmek, Müslüman her anne-babanın ve eğitim sisteminin en önemli gayesi olmalıdır. Eğitimde öncelikle kafa-kalp bütünlüğü sağlanmalı, gençlerin kafasına çağının en son bilgileri, kalbine de sağlam/tahkiki bir iman konmalı.
Sahi dindarlaşma denince aklımıza neden namaz kılanların, oruç tutanların çoğalması, başörtüsü takanların sayısının artması… geliyor da, borcunu zamanında ödeyenlerin, sözünde duranların, mutlu evliliklerin çoğalması, kul hakkına riayetin tavan yapması gelmiyor?
İnsanlar dindar olsunlar da ahlaklı olmasalar da olur diyebilir miyiz, samimiyetsiz dindarlık olur mu, bir toplumda ahlaksızlık artarken dindarlığın arttığını nasıl iddia edebiliriz?
Dindarlıkla ahlak arasında asla çelişki olmamalı, dindar insanla ahlâklı insan aynı fotoğraf karesinde yer alan, aynı kişi olmalı, gençlik de böyle yönlendirilmeli.
Dindarlığın arttığı toplumda ahlaksızlık artamaz. Ya da bir toplumda dindarlık artıyorsa ahlaksızlık azalmalı diyorum. Yoksa yanlış mı düşünüyorum?