Uyanın, toparlanın, haykırın

Kendi ideolojik sonuna erişmek için, tüm imkan ve olanakları bireysel beklentilere dönüştüren bir çok kesimin, Ümmet-i Muhammed’in tevhid gemisinden, vahdet/kardeşlik/ümmet kavramlarını sökerek, kendi iç tüzüğüne uyarlamaya çalışması/harmanlaması ve bu bencilliğiyle sözde ümmetin kurtuluşu ve geleceği için inşa edip servis ettiği tefrika ve fitne gemisini, hayatlarımıza kurtuluş reçetesi olarak sunması, birlik ve beraberliğimize zarar veren batıperest bir metodolojidir.

Öyle ki bu batıperest projenin en acı faturasını maalesef mazlum İslam coğrafyalarında yaşam mücadelesi vererek, mallarıyla/canlarıyla ve ellerinde kalan son imkanlarla, davalarına/değerlerine sahip çıkan, Rablerine verdikleri ahidleri yerine getirmeye çalışan kardeşlerimiz ödemeye devam etmektedir.

Arakan’dan Suriye’ye, Mısır’da Filistin’e ve Afrika’dan Afganistan’a kadar bu zulmün sessiz kahramanlarıyız aslında her birimiz. Her gün onlarca yüzlerce kardeşimizin canları, namusları gözlerimizin önünde küffarın elleriyle yok olup giderken, bizlerin “hangimiz daha çok müslüman” tartışmaları, “falan hoca filan cemaat” polemikleri, gözümüzün/aklımızın ve vicdanlarımızın önlerindeki barikatlardır aslında.

Kardeşlerim, artık büyük resme odaklanmalıyız..Üzerimizde oynanan oyunları bir an önce görmeli ve vahyin şemsiyesi altında tek vücud olabilmeliyiz. Bugün Kudüs’ü kendine başkent ilan eden ve Gazze’yi acımasızca yerle bir eden İsrail’in, yıllardır Filistin halkına yaptığı zulmü/baskıyı/işgali ancak vahdet ile kırabileceğimizi ve vahdetinde yalnızca tevhid bilinci ile kazanılacağını öğrenmeliyiz.

Kudüs, bu ümmetin yetim bırakıp terk ettiği, seküler vaadlere kanarak unuttuğu ve kendinden uzaklaştırıp gündem dışında bıraktığı, yüzleşmesi gereken gerçeklerinden biridir.

Çünkü Kudüs;

Kuşatmanın, zulmün ve baskının her türlüsüne mahrum kalıp mahzun edildiği, tarihin en alçak ve insanlık dışı işgalinin her geçen gün dozajını arttırarak devam edildiği, bir milletin/bir neslin ve bir kavmin tüm yaşamsal fonksiyonlarının kısıtlandırılarak dolaylı yollardan sonlandırılmaya çalışıldığı, bu Ümmetin gözü/kulağı/nefesi olan Mescid-i Aksa’nın maneviyatının, postallar/ideolojiler ile çiğnendiği/çiğnenmesine müsaade edildiği, siyasi/kavmi/dini çıkar ve beklentiler için tüm Dünyanın görmezlikten geldiği ve maalesef bizlerin sessizliğimizin/boş vermişliğimizin ve duyarsızlığımızın adıdır “Kudüs”.

Uyanın! Toparlanın! Toplanın!

  • Hiç şüphe yok ki Allah, kendi yolunda, duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever. ( Saff/4 )

1400 yıl önce gelen bu ilahi mesaj, hesap gününe kadar hepimizin sorumlu tutulup sorgulanacağı, yaşantımız boyunca karşılaşacağımız tüm zorluklara/zulme ve baskılara karşı nasıl zafere koşabileceğimizi nasıl felaha kavuşabileceğimizi öğreten ve bizlerin her daim birlik/beraberlik/sağ duyu içerisinde yaşamamızı emreden/öğütleyen/davet eden bir vahdet çağrısı değil midir?

Ne yazık ki ümmet olarak bu ve benzeri ilahi mesajları ya ıskalıyoruz, ya cımbızlıyoruz ya da gereken önemi ve ilgiyi göstermiyoruz. Genellikle kitabın bütünlüğü esasını göz ardı ederek, bu ve benzeri ayetleri her nedense kendi oluşumlarımıza/cemaatlerimize ve derneklerimize okumayı, yalnızca kendi iç meselelerimizdeki bütünlüğü korumak için yorumlamayı tercih etsek de; bu ve benzeri ayet gruplarının başlı başına kuşatıcı/birleştirici bir vazifesi olduğunu ve top yekün bir harekete davet barındırdığı gerçeğiyle buluşmalıyız bir an önce.

Yaşanan ve yapılan tüm bu zulümlere/baskılara/işgallere karşı bizlere yakışan;

ya şanlı bir Fetih ya da şerefi bir Şehadet’tir ancak!

Önceki Makale

Teoriden pratiğe gerçek hicret

Sonraki Makale

Vahye kulak verin, O da size hayat versin.

Yorum yaz

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bültenimize abone olun

En son yazıların doğrudan e-postanıza iletilmesi için e-posta bültenimize abone olun.
Saf ilham, sıfır spam ✨
Bizimle İletişime Geçin