Savaşın çocukları

Savaşların, zulüm ve baskının çocuklara bıraktığı psikolojik, jeneolojik ve sosyolojik izlerdir İslam coğrafyasında yetim olmak. Kimi zaman evinin damına düşen bir bomba ile kazınır zihinlerine bu olgu, kimi zamanda  gözleri önünde sevdiklerinin başlarına sıkılan tek bir kurşun ile yer açar sinelerine, bedenlerinden bile ağır olan bu acımasız duygu.

Son 10 yılda Ortadoğu’da savaşlarda ölen/kaçırılan/yıkıntılar arasında hayatta kalmaya çalışan ve farklı amaçlar için kullanılan çocukların, rakamsal kayıtlarının paylaşılanın çok daha üstünde olduğundan haberiniz var mı ? Bunların bir çoğunun beden işçisi olduğunu/fuhşiyat ve organ mafyası tarafından kullanıldığını/katledildiğini ve ölüme terk edildiğini duydunuz mu hiç ?

Ortadoğu’yu kasıp kavuran zulmün ateşi, son 5 yıldır aralıksız bir şekilde Suriye’yi de ve son 1 yıldırda Gazze’yi dolayısıyla tüm Ümmeti Muhammed’i kuşatmış durumda. Savaşların değişmez, şaşmaz ve acımasız kuralları maalesef Ümmetin kutlu emanetleri üzerinde tecelli etti ; çekilen acılar, geride kalanlar, geri bırakılanlar bir kez daha değişmedi. Savaşın faturası yüz yıllardır olduğu gibi yine çocuklara, yetimlere ve o çaresiz minik bedenlere kesildi. Yüz binlerce masum küçük yürek bu ümmete, vahyin birer öğretisi, yetim olan bir Resul’un ( sav ) mirası ve şehadet ile şereflenen kardeşlerimizin emanetleri olarak kaldılar.

Bu öyle bir emanetti ki ; batılın ateşi ile harlayan, kardeş kardeşe anlamsız ve amansız cenkin, yere düşen/geride kalan inci taneleriydi onlar. Onlar, zulmün karşısında ki sessizliğimizin vidanlarımızda ki çığlıklarıydı aslında. Allah’ın dinini kendine şiar edinip, yaşantısını bu çatı altında inşaa eden ve inşaa ettiğini iddaa eden bizlerin, kendimize itiraf edemediğimiz, sinelerimize haykıramadığımız hakikatleriydi onlar.

Öyle ki, Rabbimiz kitabında müminlerin karakteristik özelliklerini sıralarken “ Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (İnsan suresi – 8.ayet) “ diye buyurmaktadır. İnananlar olarak bu şerefeli vasfı, hayatımızın tamamında yaşatıp vakıf kılarak, Allah’a olan sadakatimizi, insanlığa olan vazifemizi ve kardeşlerimize olan ahdimizi tutmamız gerekmiyor mu ?

Bugün onlarca yardım kuruluşu ve binlerce insan, yetimlerimizin yetemediği konuları tamamlamak, yarımı tam yapmak, kardeşliğin gerekliliği olan birlik, beraberlik ve vahdeti korumak için çalışmalarını sürdürmekteler. Allah hepsinden razı olsun. Bizler, insani ve imani bir vazife olarak, tüm bu çalışmalar da, imkanlarımızı en iyi şekilde kullanarak yerimizi almalı, sorumluluğumuzu fark etmeli, desteğimizi ve yetimlerimizin hayatlarında ki varlığımızı eksik etmemeliyiz.

Şunu asla unutmamalıyız ki…

Hayatı durdurmadan, savaşı durduramazsınız..

Önceki Makale

Önceliklerimiz ve öncelediklerimiz

Sonraki Makale

Part-time İslam ?

Yorum yaz

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bültenimize abone olun

En son yazıların doğrudan e-postanıza iletilmesi için e-posta bültenimize abone olun.
Saf ilham, sıfır spam ✨
Bizimle İletişime Geçin