Sekülerizmin imanımız üzerindeki baskısı

İnsanoğlunun tarihsel gelişimine bakınca materyalist bir sona doğru hızla sürüklendiğini görmekteyiz. Bu durum; iman ve maneviyatın sinelerimizden hızlıca silinmesine ve yerini giderek dünyevi arzu ve isteklerin, haz ve heveslerin yer almasına bırakmaktadır. Bu terki takas maalesef Allah’a olan sorumluluklarımızın da özünden/amacından uzaklaşarak şekle ve usule  hapsedilmesine ve hatta zamanla terk edilmesine yol açmaktadır.

Varlık alemindeki rolümüzün ehemmiyetini ve Allah’a olan ahdimizin sadakatini yerine getirmek yerine, anlık heves ve hedeflerle bize verilen yaşam süresini kontrolsüz bir şekilde israf etmekteyiz. Öyle ki düşünmeden konuşan, akletmeden yaşayan, yaşantısı bir başkasının kopyası olan, her günü aynı, her anı medyatik olma arzusu ile kuşatılmış, her söze kanan, her habere inanan, sosyolojik her kulvarda esaretimizin bedelini, değerlerimizi kaybederek ödemekteyiz. Sonuç olarak aklımızın odalarını nefsimize hoş gelen vaadlerle boşaltan, yerine dünya sevgisi ile dolduran seküler sistemin müdavimleri hale gelmeye devam etmekteyiz.

Oysa bizler dünya sahnesinde ki kulluk vazifemizi layıkı ile yerine getirebilmek, Rabbimizin rıza ve sevgisine erişebilmek, hem dünya da hem de ahirette müjdelenenlerden olmak için emrimize verilen tüm bu dünya nimetlerini birer amaç değil araç edinmemiz gerekmiyor muydu ?

Bakın bu konu hakkında Rabbimiz şöyle buyuruyor ;

  • Size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir.( Şûrâ/36-37-38-39. )

Sorumluluk-kulluk bilincimizi dünya sevgisi ile takas eden, anlık zevk ve mutluluklar için ahiret planlarımızı rafa kaldırarak erteleyen bizler, sorumlu olduğumuz inanç ve yaşamsal değerleri ise belirli gün ve haftalarda gözden geçirmek üzere bir kenarda bekletiyoruz. Lafa gelince herkesin bir birine müslümanlık tasladığı lakin yaşantıda bu durumdan bihaber ve uzak olmak samimiyetimizin göstergesi değil midir? Tüm bu sorunların temelinde, peşinen kabul ettiğimiz, anne ve babamızdan devr aldığımız inancımızın, kulluk görevimizin gerekliliklerini bilmiyor ve bilmek için de çaba harcamıyor olmak yatmaktadır. Yaradılış amacımızı sinelerimizde inşa etmezsek, sinelerimizdeki bu boşluğu nefis/şeytan ve dünya üçlüsü dolduracaktır. Öyle ki dünya ve içindekilerin aslında bir süs ve oyun/oyalanmadan ibaret olduğunu gerçek hayatın ise ahiret yurdu olduğunu ve hayatımızı ne ile nasıl dizayn etmemiz gerektiğini aşağıdaki ayetlerde görebiliyoruz;

  • Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim. (KEHF/7)
  • Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı. (ANKEBUT/64)
  • Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.(ZUHRUF/44)

Rabbimizin apaçık olan bu uyarıları varken, gündemimizi tamamen dünya sevgisi ve arzusu ile doldurmak bizleri hüsrana ve ziya sürükleyen en büyük problemdi aslında. Nitekim birçok insan, Allah’a olan ahdini unutarak yaşantısını seküler ideolojiler üzerine inşaa etmiş ve hiç ölmeyecekmişcesine bir hayat sürmeyi tercih etmiş ve etmektedir. Bu tercih hem dünya da hem de ahirette de kaybettirecek ve sonu hüsran ile bitecek olan büyük bir hatadır. Tercihlerimizin karşılığı hiç şüphe yok ki tastamam ödenecektir;

  • Dünya hayatını ahirete tercih edenler, (insanları) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler.(İbrahim/3)

Yaratıcıyı daha çok tanımak ve yaratıcıya olan sorumluluklarımızı bilinçli bir şekilde yerine getirebilmek için Kur’an ile tevhid/vahdet ve sadakat bağlarımızı kuvvetlendirmeli ve Resullerin hayatlarını ve hayatta ki tevhidi duruşlarını kendimize örnek almalıyız ;

  • Andolsun Allah’ın Elçisinde sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için, (uyulacak) en güzel bir örnek vardır.(Ahzab-21)
Önceki Makale

Sahip olduklarımız ve farkındalığımız ?

Sonraki Makale

Teoriden pratiğe gerçek hicret

Yorum yaz

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bültenimize abone olun

En son yazıların doğrudan e-postanıza iletilmesi için e-posta bültenimize abone olun.
Saf ilham, sıfır spam ✨
Bizimle İletişime Geçin