Bahaneler insanoğlunun bilinçaltına örmüş olduğu, erken kaçış planı olarak gördüğü ve zihinlerimizi sebepsiz yere meşgul eden hayali duvarlardır. Kararsızlık, korku, endişe, tereddüt, tembellik vb. hallere bürünen ve bu duygularla yüklenen insanoğlu, içinde bulunduğu halden kurtulmak, uzaklaşmak ya da sıyrılmak için nefsini temize çıkartmayı tercih ederek mazeretler arkasına saklanır.
Oysa tüm mazeretlerin geçersiz sayılacağı o gün, insanın kendi aleyhine şahit olması, kendisini bekleyen kaçınılmaz bir sondur.
Mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir.(Kıyame/14-15)
Bahaneler, seküler ve kapitalist sistemlerin farklı materyal ve envanterler ile bizleri meşgul ederek, bilinçaltımıza aşıladığı, Allah’a kulluk vazifemizi icra ederken şeytanın nefislerimizi en çok ve en kolay kandırdığı yöntemlerden biridir. Öyle ki akıp giden hayatlarımızda birçoğumuz; kimin arşında ve huzurunda olduğumuzu unutup, nefsimizin heva ve heveslerinin peşinden giderken, Allah’a olan sorumluluklarımızın ve yaradılış gayemizin önüne duvarlar örüyoruz.
Kimimiz işini, eşini, yaşını ya da ailesini, kimimiz ise içinde bulunduğumuz yüzyılı bahane ederek, Allah’ın nizamları/vahyi ile hareket etmek yerine, nefsimize hoş gelen en hızlı ve en pratik çözümlerle hayatımızı devam ettiriyoruz. Peki tüm bu bahaneler/mazeretler bizleri haklı çıkarmaya ya da Allah’a olan yükümlülüklerimize karşı muafiyet hakkı kazanmamıza bir fayda sağlayabilir mi?
O gün, zulme şartlanmış olanların ne mazeretlerinin bir faydası olacak, ne de kendilerini düzeltmelerine izin verilecektir. ( Rum / 57 )
Görünen o ki, hesap günü hiçbir mazeret ya da bahane kabul edilmeyeceği gibi hiç kimseye ikinci bir fırsatta tanınmayacak. O halde tüm bu keskin ve belirgin kurallar karşısında neden ısrarla Allah ile aramıza engeller ve setler koymayı tercih ediyoruz? Neden davet edildiğimiz kulluk vazifemizi geçici metalar ile erteleyip öteliyoruz? Ve neden bir türlü kendimize bu konuda yeteri kadar dürüst olamıyoruz?
” Bahane ‚ mazeret‚ insanın kendine söylediği en büyük yalandır.” ( Hz. Ali )
Akıp giden hayatlarımızda zamanın seyrine karşı son derece çaresiz ve aciz olduğumuzu unutmamalıyız. Hayatımızın nerde, ne zaman, kiminle ve nasıl sonlanacağını bilmiyor ve tahmin dahi yürütemiyorken, bizlere verilen imtihan sürelerimizi bahanelerle değil, Allah’a karşı ihlas ve teslimiyet ile geçirmeliyiz. Hayatlarımızın kontrol noktasını nefsimize değil, bizleri insani, ahlaki ve imani konularda terbiye edip yaşantımızı düzeni sokması için indirilmiş vahye bırakmalıyız. Çünkü her nefis yaşantısını, kendi kuralları ile inşa etmek ister;
Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir dedi. ( Yusuf/53 )
Allah’a karşı sorumluluklarımızın bilincin de olmamız gerektiğini her daim hatırımızda tutmalıyız ki, Rabbimizin dinde bize hiçbir zorluk yüklemediğini ve her nefsin kaldırabileceği ile muhatap kılındığı gerçeğini idrak edip yaşantımızda bahanelere yer vermeyelim..