Toplumların, milletlerin, ülkelerin inşaa ve bekasındaki en önemli unsur, en değerli merci ailedir. Aile, yek bir vücud olma çabası içerisindeki bir millettin dna’sını oluşturan, örf, kültür ve inanç sistemlerinin yaşanabilirliği ve devamlılığını nesilden nesile sağlayacak olan en kritik ve en stratejik kurumdur.
Bu kurum, tüm hatları ve detayları ile başlı başına bir eğitim ve öğretim hane olup, bireylerin kişisel gelişiminde ve geleceğe dair alacağı kararlarda etken ve edilgen bir yapıya sahiptir. Öyle ki insanoğlu tüm ilklerini ailesiyle yaşar, ailesinden aldığı inanç, ahlak, kültür ve insani değerlerini hayatına taşıyarak ilkelerini oluşturur ve olgunlaşır. Bu olgunlaşma süresince farklı düşünce sistemleri arasında gelgit yaşayan insan, temeli sağlam atılmış bir aile de mutlak ve muhakkak Rabbinin rızasına yakışır bir hayatı kendisine rehber edinecektir. Ayrıca aile içi iletişim bireylerin karakteristik gelişiminde de önemli bir yeri vardır. Rabbimiz birçok ayetinde bizlere, aile bireylerimiz ile olan iletişimimizde nasıl hassas bir bağ kurmamız gerektiğini öğretmiştir;
- Biz insana, anne-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü annesi onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. Önce bana, sonra da anne-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.( Lokman/14 )
- Lokman oğluna öğüt vererek dedi ki:”Ey yavrucuğum! Allah’a ortak koşma. Çünkü (Allah’a) ortak koşmak en büyük bir zulümdür. (Lokman/13)
Tüm bu ve benzeri ayetlerin ana teması tevhid olmakla birlikte, zahiri kısımlarını ise aile içi iletişimin, aile için sevginin, saygının önemini ve aileyi oluşturan bireylerin birbirine karşı ahde vefa kavramına sadık kalarak beraberliklerini sürdürmesi gerektiğini öğreniyoruz.
Anne ve babaya itaat, aile bireylerine iyi davranmak, belirli sınırlar içerisinde birlikteliği/maneviyatı korumak bize vahyin en temel getirileridir. Peki nedir bu belirli sınırlar? Aile içerisinde sınır olmaz diye düşünebilirsiniz, lakin hayatımızın her anında olduğu gibi ailemiz içerisinde de çizilmesi gereken sınırlar ve uygulanması gereken kurallar olmalıdır;
- Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi Allah’a ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara(Ailene) itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.( Lokman/15)
Rabbimiz bize tevhid hudutlarını korurken, aile bireylerimize karşı kırmadan, incitmeden güzel ahlak ve güzel bir üslup yaklaşmamızı ve hayatlarımızı idame ettirirken de onlarla iyi geçinmemizi öğütlemektedir. Bugün İslam’ın sancaktarlığını yaptığını iddia eden bireylerin, topluluk ve cemaatlerin en çok hataya düştükleri konulardan biri de budur. İslam ile şereflenen birinin İslam’ın tüm değerlerini koruması gerekirken, evlerinde öfke, münakaşa ve kırgınlıkların olmasının açıklanabilir bir tarafı bulunmamaktadır.
Bizler, putperest babasına karşı “Babacığım “ diye hitap eden İbrahim a.s’ın ve oğlunu tevhide davet ederken “ Yavrucuğum “ diye nida eden Lokman a.s’ın inandığı/savunduğu dinin varisleriysek; ailelerimize karşı daha merhametli ve daha şevkatli olmalıyız. Birçok kardeşimiz bu konuda “ onları ateşten kurtarmaya çalışıyorum, anlamıyorlar o yüzden baskı yapıyorum “ derken, Rabbimiz bu konuda da mazeret kabul etmediği gibi bizleri şöyle uyarmaktadır;
- Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.(Kasas/56)
Bugün hilafeti ve ümmetin kurtuluşunu isteyen herkesin, ilk önce evlerinde İslam’ın kurallarını ve İslam’ın tüm güzel ahlak gerekliliklerini yaşaması/yaşatması gerektiğini unutmamalıyız. Çünkü İslam’ın egemenliği ancak, evlerimizde kurulacak olan “İslam aileleri” ile mümkün olacaktır.