İnsanoğlu, sayısal ve nesnel değerlerin bir araya gelmesi ile vuku bulan hadiseleri, görsel ve işitsel zihninden geçirerek, muhatap alındığı ya da etkilendiği konular hakkında fikir sahibi olabilen bir yapıya sahiptir. Fıtri bir meziyet olan bu yöntem, insanın doğumu ile başlayarak, tedarik ve tahkik ettiği verilerle de zaman içerisinde desteklenmektedir.
Yaratıcısının kendisine bahşettiği, görsel ve işitsel hafıza ile önüne konulan verileri değerlendirme imkanı bulan insanoğlu; subliminal yöntem ve tekniklerle teolojik kavramlar üzerinde kandırıldığı gibi, Rabbinin kendisine emanet ettiği esmaların değer ve mahiyetinden de uzaklaştırılmaktadır. Öyle ki küresel ve küfür mekanizmasının kontrol ve idaresini elinde tutan 21. Yüzyılın Firavun’ları, toplumların teba ve hakimiyeti, sevk ve idaresi için kavram kargaşası adı altında, mitolojik ve stratejik taktikler üretmeye başlamıştır.
Vahyin öznel yapısını, tarihsel hengamede enkaza çevirerek, beşeri fikir ve vizyonlarını kitabın bir öğretisi gibi empoze etmeye çalışan ve şirkin dört atlısından biri olan Bel’amın, duygusal ve manevi atmosferlerde inançlı bireylere karşı aktif rol aldığını, teolojik ve tarihsel veriler üzerinden görmekteyiz. Bel’am, şirk çarkının toplumsal iletişim ayağında, itaat eden ve sorgulamayan bireyler yetiştirmek maksadı ve bireylerin sivilleştirilerek özgürleştirilmesi vaadiyle; dini getiri ve gereklilikleri, sistemin ideal ve beklentileri uğruna esnetip çekiştirmekten çekinmeyen ve farklı amaçlar için kullanılmasına zemin hazırlayan bir yapıya sahiptir.
Bel’amın en çok kullandığı tekniklerden biri olan retorik, kapsam ve içerik olarak manalara direk olarak müdahale etmese bile, maksatları kendi lehinde kullanarak kendine bir yaşam alanı oluşturmaktadır. Öyle ki dinsel verilerin hayatın tamamını kapsayan/kapsaması gereken bir gereklilik/vazife ve sorumluluk olmaktan ziyade, belirli dönemlerde icra edilebilecek esneklik ve gevşeklikte olduğunu, kitabi hükümlerin içerisinde bulunulan çağa ışık tutup yön vermek yerine, çağın postmodern zihniyeti altında ezilip değerlendirilerek tekrardan düzenlenmesinin, toplumsal huzur/barış ve refah sağlayacağı yalanı ile kitleleri menfaatleri için bir arada ve kontrol altında tutmayı da hedeflemektedir.
Bu sistemi etkili ve hakim kılan en önemli aşamalardan biri ise, bireylerin muhatap olup sorumlu tutulduğu kitaptan uzaklaştırılarak, yaratıcısına olan ahdine ve kitabın tüm insanlık için rehber olduğu gerçeğine teslim olmak yerine, beşeri fikir ve sentezlerin otoritesini, rasyonelleştirilmiş değerler ile kabul ettirmeye çalışmaktır. Maalesef günümüzde aktif ve etken olan bu sistemin meyveleri de her geçen gün arttığı gibi, İslam’ın kitleler tarafından yanlış idrak ve tatbik edilmesine de mahal vermektedir.
“Dedi ki: Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı. Bunun üzerine Mûsâ, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: Ey kavmim!; Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı?. Size (verilen) söz (yada süre) pek uzun mu geldi?. Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazâbın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?. Dediler ki: Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyâlarından bir-takım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı. Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı. İşte bu sizin ilahınız, Mûsâ’nın ilahı da budur; fakat (Mûsâ) unuttu dediler” (Tâ-hâ 85-88
Göründüğü üzere insanoğlu kulluk kulvarında vazifesini tamamlamaya çalışırken, şirkin ve şeytanın orduları da aynı tempo ve ivmede müdahale etmeye ve bizleri yolumuzdan alı koymaya çalışmaktadır. Bu noktada bizler, inancımız ve inanç değerlerimiz ile ilgili içerisinde hiçbir kuşku ve şüphe bulunmayan Kur’anı referans almalı, hayatımıza nüfuz etmeye çalışan tüm zararlı yazılımlara karşı da, yine vahyin kazandırdığı bilinç ve farkındalık ile nefsimizi muhazafa etmeliyiz.