Toplum olarak eleştirmeyi, yaftalamayı, yerli-yersiz/haklı-haksız karalamaları/ötekileştirmeyi ve bireyleri dışlamayı/dışardan saldırılarda bulunmayı maalesef çok seviyoruz.
Hiçbir inanç ve yaşam tarzında, kesinlikle kabul görmeyen/görmeyecek olan bu davranış biçiminde ki temel sorun; kişilerin iç dünyalarına hapsetmiş olduğu, bastırılmış duygu ve düşüncelerin zaman zaman kontrolü ele geçirerek, kişiyi etkisi/tesiri altına alması ve tetiklemesi olduğu gözlemlenmektedir. Öyle ki nefsi haz ve arzularında devreye girdiği bu hal, zamanla alışkan ve maalesef hastalık boyutuna kadar ulaşmaktadır.
Diğer bir açıdan baktığımız da; tüm bu bastırılan duygu ve düşüncelerin aslında bireylerin kendi dünyalarında yer verdiği, kabul ettiği ve “ mutlak doğru ” olarak nitelendirdiği esasların ve bu esasların dışında yer alan hiçbir verinin/bilginin kesinlikle doğru bulunmaması/bulunmayacak olması da eleştiri/yaftalama/tekfir hastalığının başlıca sebeplerindendir. Ayrıca bireylerin kendini müstagni görerek yeterli bulması ve bu yeterliliği üzerinden yaftalamaların dozajını arttırması da bu hastalığın giderek tüm vücudu ele geçirdiğinin de göstergesidir.
- Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder (Alak/6-7 )
Rabbimiz bizlerin, birlik ve beraberlik içerisinde yaşamasını, bir birimize karşı saygılı/seviyeli/dengeli ve merhametli olmamızı, hatalarımıza karşı düzeltici, eksiklerimize karşı tamamlayıcı, bilgisizliğimize karşı öğretici, tüm insanlık için kuşatıcı ve davetkar olmamızı kitabında öğütlerken; bizlerin kibir, ihtiras ve kıskançlıklarımızdan dolayı ayrılığa düşmemiz ya da ayrılığı tercih etmemiz kesinlikle kabul edilemez bir davranış biçimidir.
- Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.( Ali İmran/19 )
Herkesin bir birine karşı acımasızca konuşup saldırdığı, iyi-kötü-, güzel-çirkin, doğru-yanlış ayrımı yapmaksızın yorumlar yaparak eleştiriler getirdiği, fakat yaşanması noktasında birçoğumuzun bahaneler arkasına saklandığı, kendine, nefsine ve yaşantısına göre kılıf aradığı, görüş aradığı, kolaylık aradığı, çıkış aradığı ve tüm bu kriterleri vahye tabi olmadan ya da vahyi cımbızlayarak değerlendirdiği bir din/görüş/inanç ve yaşam biçimi sizce ne kadar evrensel olabilir ki?
Bizler her şeyden önce insan olduğumuzu, Rabbimizin izni ile paylaştığımız dünyaya aynı amaç için gönderildiğimizi unutmamalıyız. Bu merkezden yola çıkarak yaşantımızdaki manasız eleştiri ve karalamaları, tefrika ve dışlamaları bir an önce terk ederek Rabbimizin bizlere kitabında emrettiği gibi “ hayırda buluşmalı “ bir birimize ve tüm canlılara karşı da “ faydalı/yararlı “ bireyler olmaya özen göstermeliyiz.
- Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.( Bakara/148 )