Tarih boyunca insanoğlu nefsi çıkar ve hedefleri için yaşadığı toplumu şekillendirmeye ve bir takım kurallar koyarak, kendi yöntem ve metodları ile yönetmeye çalışmıştır. Bu metodoliji çoğu zaman başarısız olmakla kalmamış, bir sonraki nesillere de telafisi zor ve yıllar süren ağır bir yük bırakmıştır.
Yöntem olarak kendi ideolojisine hizmet eden her sistem ; seküler, kapitalist ve kolektif vaatlerle kandıran, tamamen sürü psikolojisi ile muhataplarını bir arada tutmayı hedefleyen, adaletle yönetmek/toplumsal huzur ve refaha erişebilmek amacını barındırmayan bir yapıda olduğunu ve bu durumun apaçık zulmetmek olduğunu fark etmeliyiz artık.
Bugün içinde bulunduğumuz İslam aleminin en temel sorunlarında biride; batılın hayatlarımıza çeşitli materyaller ile servis edip empoze ettiği, vahysiz/vahye karşıt envanterleri İslam’ın damarlarına enjekte etmeye çalışması sonucu, Allah’ın kesin ve net bir şekilde hiç kimseyi ortak etmediği “ hüküm “ kavramına müdahil olma hadsizliğidir. Oysa ki Rabbimiz bizi kitabında bu konuda net bir şekilde uyarmıştır “..Hüküm sadece Allah’a aittir.. “ ( Yusuf Suresi 40.ayet )
Ümmet olarak gruplaşmalarımızın, ötekileşerek, vahdetten uzaklaşmalarımızın temelinde yatan bu hakikat, her oluşumun kendini mutlak doğru görmesi ve kendi içerisinde bir sistem inşaa ederek, ümmete katkı sağlamak yerine kapılarını vahdete, dolayısıyla insanlığa kapatmasına yol açmıştır. Nitekim İslam’ın barış, esenlik, huzur ve mutluluk getirmesi gereken hayatlarımıza kaos, savaş ve huzursuzluk hakim olmuş, islamafobi kavramı her geçen gün kabul görmeye başlamıştır.
İçerisinde bulunduğumuz bu acı tablonun ressamları maalesef bizleriz. Öyle ki vahyin hayatlarımızı yönetmek ve Allah’ın razı olacağı yaşam formu ile bizleri buluşturmak için indirildiği gerçeğinden uzaklaşarak, uydurduğumuz beşeri sistem ve kurallar ile Allah’tan rol çalmaya ve hükmüne ortak olmaya çalışıyoruz. Allah’ın otoritesine hiç kimseyi ortak etmeyeceği rasyonelliğinden uzaklaşan bizler, dillerimiz ve sistemlerimizle vahye iftira atmakla kalmayıp, uydurduğumuz dinin getirilerinde sürükleniyoruz. Perspektif olarak bu durum akıllara şu soruları getiriyor ; Vahy mi yetersiz ? (Haşa ) Yoksa Allah 1400 yıl sonrası için yeterince evrensel bir din indirmemiş miydi ? ( Haşa ) Bu ve benzeri soruların cevabını Rabbimiz kitabında en güzel şekilde yüz yıllar önce vermiş olduğunu bir kez daha hatırlayalım ;
“ Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? (Saffat Suresi, 154) “
“ Allah hükmedenlerin hakimi değil midir? (Tin Suresi, 8) “
“Şüphesiz o Zikr’i (Kur’ân’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.” (el-Hıcr 15/9)
Kafamızda, kalbimizde, imanımızda, yaşantımızda öyle bir Allah tasvir edip öyle bir Allah’a iman etmeliyiz ve öyle bir Allah’ın rızasını hayat amacı edinmeliyiz ki ; Bu Allah bizlerin işine/aşına/yaşayışına/sahip olduğumuz her şeye kadar hükmetmeli, tüm hayatımızı kuşatmalı, her konu ve hadiseye müdahil olmalı, tüm otorite/yetki ve kontrol tereddütsüz yalnız kendisinde olmalıdır. Ancak bu şekilde Allah’ın varlığına layıkı ile iman edebilir ve imtihan dünyasında ki rollerimizi vahye uygun hakkıyla yerine getirme imkanı bulabiliriz..
Unutmayın ; İslam yönetilmez,yönetir !