İnancımızın omurgasını ve dinamizmini oluşturan, kulluğumuzun farkındalığını ve samimiyetini ortaya koymamıza imkan sağlayan kavramlardan biride salat/namazdır.
Bizleri gün içerisinde aktif/diri ve canlı tutan, nefsi meşgalelerimizden dolayı unutup ertelediğimiz, ihmal edip ötelediğimiz kulluk bilincimizi/ahdimizi ve sadakatimizi hatırlatan/ayakta tutan, yaratıcımız ile bağ kurmamızı, iletişim içerisinde olmamızı ve yaratıcımıza karşı acziyetimizi kabul edip tam bir teslimiyet içerisinde yönelebilmemizi sağlayan, aklen/kalben ve bedenen sergilediğimiz/sunduğumuz ibadetlerden biridir salat/namaz.
Kitabın bütününe baktığımızda salat/namaz kavramının çok anlamlı bir yapıda olduğunu ve bireylerin hayatlarına doğrudan müdahale ederek şekillendiren/şekillendirmesi gereken bir ibadet olduğunu görüyoruz. Öyle ki doğru bir namazın, kişiyi kötülüklerden ve hayasızlıklardan alı koyarak, her daim ve her durumda Allah’a yönelmesini sağlayan, hayatını Allah’ın rızasına endeksleyerek/kurgulayan ve kararlılık barındıran bir yapıda olması gerekmektedir;
Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz/salat, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. ( Ankebut/45 )
Gün içerisinde farklı vakitlere yayılarak, muhataplarını tam zamanlı bir teslimiyete davet eden bu ibadette belki de en önemli kısımlardan biri de; vakitler arasında geçen süre zarfında, bireylerin duruşu/yaşayışı/eylem ve söylemlerinin Allah’ın vahyine olan uygunluğunun ve uyulup uyulmadığının dikkate alınması gerekmektedir.
Nitekim kavminin karşısına geçerek, elçilik vazifesini yerine getirirken, vahy olunan ilahi nizamları en güzel şekilde aktararak, yanlışlarını ve içerisinde düştükleri gaflet dolu hayatlarını düzeltmelerini emreden ve onları iyiye/güzele/hayra/adalete ve hakkaniyete çağırarak, Allah’ın çizdiği sınırlarda bir hayat sürmelerini öğütleyen Şuayb a.s, tüm bu tebliğ ve davet çalışmaları esnasında kavminden şöyle bir yanıt almıştır;
Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.” ( Hud/87 )
Şimdi biraz düşünelim…
Adaletsizliğin, fuhşiyat, zulüm ve baskının hakim olduğu, masum insanların katledildiği, küçücük bedenlerin ağır yükler taşımaya mahkum edildiği, savaşlar, kaos ve tefrikanın kol gezdiği, kapitalizmin ve sekülerizmin her geçen gün şiddetini arttırarak insanları köleleştirdiği ve din adına insanların kandırıldığı/kullanıldığı yeni dünya düzeninde, acaba bizlerin namazları/salatı bu düzeni kuranları ya da yaşatanları rahatsız etmiyor mu ki, böyle bir soru ya da tepki ile henüz karşılaşmadık…
Salatın/namazın hayatlarımız ve ahiretimiz açısından önemini ve mahiyetini kavrayamadığımız/anlayamadığımız sürece, birçoğumuz için fiziksel bir ritüelden öteye gidemeyeceği gibi, belki de bizlerin yerine getirmiş olduğu salatı/namazı üzerinden İslam’ın ve Müslümanların zarar görmesine/eleştirilmesine/yaftalanmasına sebep olabileceğimizi de kabul etmeliyiz.