İslam’ın birçok insan tarafından komplike bir sistem olarak algılanmasının altında yatan ve yatırılan en dikkat çekici unsur; bireylerin İslam’ın tüm rükünlerinin ele alındığı kitaba karşı gereken hassasiyet ve önemi göstermemesi ile birlikte, insanoğlunun varlığından günümüze kadar elde edilmiş olan teolojik verilerin, zamansal sebeplerden ötürü deforme olabileceği yanılgısıdır.
Günümüz inanışında pek yaygın olarak dillendirilen ve toplumun ciddi bir kısmının da tabi olduğu “ zaman aşımı “ yanılgısı/iddiası, aksi ispatlanamayacak ve vahyin verileri ile yüzleşilmeden alınan, beşeri/fevri ve nefsi kararlardan biridir. Öyle ki birçok insan bu yanılgıyı, dinin insanlığı muhatap aldığı süre zarfından beklenen ve olası ceryan etmesi ön görülen bir süreç olarak yorumlasa da, vahyin her daim diri ve canlı olduğu/olacağı mucizesini Rabbimiz bizlere bildirmektedir;
Hiç şüphe yok ki, Kur’an-ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız. (HİCR/9)
Ona ne önünden, ne de ardından batıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir. (FUSSİLET/42)
Zaman, insanoğluna tahsis edilen ve kulluk arenasında en çok ihtiyacı olduğu ve ömür kavramı ile genellenmiş bir nimettir. Allah’a inanan ve Allah’ın varlığına tabi olup yaşantısını bu prensiplerle kurgulayan her bireyin, zaman/ömür kavramında en çok dikkate alması gereken değer, vahyin her dönem ve yüzyılda diri ve yaşanabilir olduğu inancı ve şuuru ile, içerisinde bulunduğu çağın getirilerine yenik düşmektense, vahyin çağa yön vermesi için mücadele etmesi gerekmektedir.
Dolayısıyla, İslam’ın tüm hatlarının ele alınıp konu edildiği hayat kitabı kuranın, hiçbir şekilde zaman aşımına uğraması ya da zaman kavramının altında ezilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Çünkü vakti yaratan ve vaktin sahibi olan Allah’ın kelamının, kendi belirlediği bir diyagram içerisinde geçerliliğini yitirmesi ya da dönemsel olarak vurgun yemesi, yaratıcının hakimiyet ve otoritesinin, kudreti ve azametinin, Subhan oluşunun yanında bir değer taşımamaktadır.
Kur’anın zaman aşımına uğraması iddasının altında yatan bir diğer konu ise, sürekli arabi lisan ile dillendirilmesi ile birlikte, yaşanabilirliğine dair verilen örneklerin yalnızca arap toplumunu kapsayan kültürel meseleler ile ifade edilmeye çalışılmasıdır. Allah’ın Resulu’nun ( sav ) bizler için örnek ve önder olmasını, akli ve imani bir değer olarak görmek yerine, şekli ve örfi bir hal üzerinden çıkarım yaparak ilerlemek, bizi vahyin belirli bir zaman ve mekana hapsedilmesi tezi ile baş başa bırakmaktadır.
İnancımızın ve Allah ile olan kutsal bağımızın Dna’sını oluşturan/oluşturması gereken vahyin, tarihin tozlu raflarına hapsetmek, zaman içerisinde egale edilmiş olabileceği yanılgısına düşmek ve dini yalnızca belirli dönemlerde gerekli olan bir ritüel olarak değerlendirmek, bizleri mana aleminden koparacağı gibi, varlık maksadımızın da dışına itecektir. Bizler, her konu ve düşüncede olduğu gibi inancımızı da, mutlaka en doğru ve en sahih veri olan Kur’anı okuyarak öğrenmeye çalışmalı ve Kur’anın zamansal arbadeye maruz kalabileceği seslendirmelerine de yine Kur’an-ın kendisi ile cevap aramalıyız.
Mutlak ve Muhakkak en doğrusunu El-Alim olan Allah bilir..