Fanatizm

İslam, Allah’tan başka hiçbir sistem, kişi ve oluşumun yüceltilmesini, aşırı ölçüde, coşku ve tutkuyla ile bağlanılmasını, körü körüne yandaşlık ve taraftar olunmasını net bir şekilde yasaklamıştır. Mutlak ve muhakkak otoritenin tamamı kendisinde olan Allah’a karşı ya da Allah’a ulaşmak/yakınlaşmak fikriyatıyla, teslimiyet merkezinde yaşanan sapmalar ya da bu merkezin aşama aşama pay edilerek müşterek hale dönüştürülmesi, fanatizme bürünen bir din anlayışını da beraberinde getirmektedir.

Genellikle “kutsal adam” formülü ile bireyleri sistemi içerisine alarak peşinden sürükleyen ve yaratıcısından önce cemaatini/derneğini/vakfını/şeyhini/hocasını/imamını yüceltmeye programlanmış bireyler doğuran her çalışma; dindar ya da muhafazakar bireyler değil, bağlı bulunduğu sisteme ya da oluşuma tutkulu holiganlar yetiştirmektedir. Oysa Rabbimiz, yalnızca kendisini yüceltmemizi, yalnızca kendisine yönelmemizi ve yalnızca kendisine tutku ve sevgi ile bağlanmamızı bize emretmiştir;

Ve Rabbini yücelt! ( Müddesir /3 )

Ve öyleyse Rabbine rağbet et (O’nu öv, hamdet, zikret, tesbih et). ( İnşirah / 8 )

Ve Rabbinin İsmi’ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş/yönel. ( Müzzemil / 8 )

Ayetlerde de görüldüğü üzere; İslam’da kişilere/oluşumlara olan bağlılık/itaat ve teslimiyet Allah’a olan sorumluluğun/coşkunun önüne geçmemeli. Bireyler bağlı oldukları cemaatin ya da grupların yörüngesinde/gölgesinde değil, yalnızca vahyin ekseninde/sisteminde bir hayat seyretmeli ve yaşamalıdır. Bu eksenin kaçması/ihlal edilmesi durumunda birçok grubun/cemaatin potansiyel birer fanatizm adayı olduğunu/olacağını idrak etmeli, kime/nereye/neden/nasıl bağlı olduğumuzu da bir kez daha vahyin penceresinden gözden geçirmeliyiz.

Öyle ki içine düştüğümüz bu gaflet ve ahvalden kurtulmadığımız sürece, tevhid akidesi ile zihinlerimize inşa ettiğimiz Allah bilinci ve inancı sekteye uğratılmakta ve öncelenmesi gereken Alemlerin Rabbi olan Allah, geri planda ya da daha uzakta tutulmaktadır. Temelleri Allah rızası ve tevhid prensipleri üzerine bina edilmesi gereken dini oluşumların ana kolonlarını, beşeri fikir ve ideolojiler oluşturduğu sürece, Allah yolunda mücadele etmesi gereken bireylerin, bağlı oldukları sistemlerin çıkarları ve hedefleri uğruna seslerini yükselttiğini ve tezahürat ettiğini göreceğiz.

Belirli hocaların/cemaat liderlerinin, kendilerini vasıflandırarak; ahirette söz hakları varmışçasına söylem ve vaadlerde bulunması, insanların duygu/düşünce/inanç ve insani değerleri ile oynayarak Allah’a yaklaşma vaadi ile kendilerine alkış tutturması, Allah yolunda, davası uğruna saf tutan bireyler değil, aynı marşları söyleyerek tribünleri dolduran bir kitle meydana getirmektedirler.

Allah’a olan kulluğumuzu ve bağlılığımızı başka birey ve gruplara endekslemekten, iyiyi-kötüden, doğruyu-yanlıştan kişilerin söylem/eylem ve yönlendirmeleri ile ayırt etmeye çalışmaktan, yaşantımızın merkezine Allah’tan başka birilerini/hocaları/cemaatleri vs. koymaktan “vazgeçmedikçe”, indirilen dini anlamamız/yaşamamız mümkün olmayacağı gibi uydurulan dininde enkazından çıkamayacağımız gerçeğini fark etmeliyiz.

De ki: Muhakkak benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbı olan Allah içindir ( Enam/162 )

İnancımızı ve vahyin inancımıza kazandırdığı değerlerimizi, fanatizme kurban etmeden önce, aldığımız kararlardan, attığımız adımlara kadar karşımıza çıkan/çıkacak olan her durum ve koşulda Allah’ı öncelemeye ve önemsemeye özen göstermeliyiz. Bunun içinde vahiy olan ilişkimizi arttırmalı, kuran ahlakını kendimize kariyer planı olarak belirlemeliyiz..

Önceki Makale

Egoizim ve nefis.

Sonraki Makale

Göz diken miyiz ? Gözeten mi ?

Yorum yaz

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bültenimize abone olun

En son yazıların doğrudan e-postanıza iletilmesi için e-posta bültenimize abone olun.
Saf ilham, sıfır spam ✨
Bizimle İletişime Geçin