Göz diken miyiz ? Gözeten mi ?

Toplumsal huzur ve refahın sağlanabilmesi için atılacak en önemli adım, hak ve batılın bireyler tarafından doğru anlaşılması ve ayrıştırılması gerçeği olacaktır. Bu ayrıştırmanın yapılmadığı toplumlarda bireyler; özgürlükçü bir yapıda ve genellikle kural tanımaz bir ahval içerisinde yaşamayı ve yaşantısını bu minval ile sürdürmeyi tercih etmektedir.

Bireylerin bu kural tanımazlığı ve özgürlükçü tavrı, beraberinde yalnızca kendi çıkarları için yaşayan, sınırlarını nefsi arzu ve istekleriyle belirleyen ve gerektiğinde sınırlarını başkalarının yaşam alanları üzerine bina eden toplumlar meydan getirmiştir. Diğer bir ifade ile bir birinin hakkını gözetmek, sahip çıkmak ya da korumak yerine, bir birlerinin yaşam ve konfor alanına göz dikerek, bu alanlar üzerinde menfaat güden bireyler her geçen gün artmaktadır.

Hayatın paylaşıldığı tüm alanlardaki en temel kural, bir birimizin hak ve hürriyetine, insani ve imani değerlerine sahip çıkmak ve saygı duymak olduğu gerçeğidir. Ne yazık ki birçok insanın kendi menfaatleri uğruna bu değerleri hiçe saydığını ve egoizmin esaretinde, nefsinin talepleri doğrultusunda bir hayat sürdüğünü görüyoruz. Bu yaşam biçimi, bireylerin birbirinden uzaklaşmasına ve kendi kurallarını karşısındaki bireylere dayatma/diretme/empoze etme hastalığı ile buluşana kadar devam etmektedir.

Toplumsal huzursuzluğun ana hatlarını oluşturan bu hastalığın en belirgin sebebi ise, sorunlarımızı kendi amaç ve hedeflerimize göre çözümlemeye çalışmamız, kişisel hürriyet ve konforumuzu öncelememizdir. Öyle ki herkesin kendi gemisini kurtarmak için, insanlığın gemisinden tahta söküyor olması, içerisinde bulunduğumuz acı tablonun ve insanlığımızı bekleyen sonun habercisidir.

Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki; nefsinin hoyratlığını sekülerizmin getirileri ile dizginleyen insanoğlu için hayat, dünyadan ve kendi varlığından ibaret olmaya devam edeceği gibi, bencillik bataklığından ve insanların hakkına göz dikme hastalığından kurtulması da mümkün olmayacaktır.

Rabbimiz her insana kendi hayat sınırlarını vahyi ile tayin ederek, bireylerin yaşam mücadelesine ve kulluk yürüyüşlerine, bu sınırları koruyarak ve bir birlerinin hakkını gözeterek sürdürmesini emretmiştir.

 “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” ( Şuara / 183 )

Bu ilahi emirler karşısında duyarsız kalan bizler, var olduğumuz her alanı bozmaya ve kendi menfaatlerimize göre şekillendirmeye devam etmekteyiz. Oysa hayatın tüm nizamları ve hudutları Rabbimiz tarafından belirlenmiş, ortak yaşam alanı olarak en uygun form olan İslam, tüm insanlık için tahsis edilmiştir.

İslam’ın sütunlarını oluşturan hak ve adalet kavramlarının, bir bütün olduğunu ve bu bütünlüğü korumanın inanan her birey için son derece önemli ve gerekli bir vazife olduğunu unutmamalıyız.

Önceki Makale

Fanatizm

Sonraki Makale

Hangi Medeniyet

Yorum yaz

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bültenimize abone olun

En son yazıların doğrudan e-postanıza iletilmesi için e-posta bültenimize abone olun.
Saf ilham, sıfır spam ✨
Bizimle İletişime Geçin