Kapitalizmin ve sekülerizmin getirileri ile uyuyan toplumları uyandırmanın ve uyanık tutmanın en etkili ve en geçerli yolu, uyanık bireyler yetiştirmektir. İslam uyutan, uyuklayan ve körü körüne teslim olup köleleşen bireylerin yetiştirilmesine karşı çıktığı gibi, bizlerin düşünmesini, akletmesini ve kişisel olarak gelişmemizi tavsiye etmektedir.
Nitekim tüm bu rasyonel verilere ve ilahi mesajlara rağmen, Müslümanların uyumayı tercih etmesi beraberinde çok ciddi kayıpları da getirmektedir. Ümmet olma, vahdet içerisinde yaşama, kardeşine sahip çıkma düşünce ve değerlerini dünya uykusunda unutanlar, bugün zulümlere, sömürgelere vahyin tüm değerlerine karşı yapılan saldırılara duyarsız/savunmasız ve biçaredir.
Şöyle bir düşünelim; siyonistlerin insanlık dışı çeşitli yöntemler kullanarak yıllarca Filistin halkını ablukada tuttuğu, emparyalistlerin binlerce km uzaklıktan gelerek menfaatleri için orta doğuyu kan gölüne çevirdiği, katolik/ortodoks/ateist avrupanın Afrika’da ve dünyanın bir çok ülkesinde sömürgeciliği/zulmü ve baskıyı devam ettirdiği, budistlerin Arakan halkını dinsel baskı ve işkencelerle katlettiği bir dünyada; savaşların ve kaosların İSLAM üzerinden kurgulanması, İSLAM’a dayandırılması yeteri kadar manidar/tuhaf değil mi ?
Yüz yıllardır ne batılın oyunu, ne de bu oyunlara karşı Müslümanların suskunluğu ve tutumu maalesef hiç değişmedi. Batıl kendisini sürekli iyi ve güzel olan herşeyin kaynağı ve muhatabı gibi göstererek, zihinlerimizde ki ve hayatlarımızdaki işgalini korumayı başardıkça, bizler maalesef bu işgali destekleyen yaşam biçimlerimiz ile düzene çanak tutmaya devam etmekteyiz.
1400 yıl önce Yesribi Medine’leştiren bir sistemin; ilkel, gerici ve modern hayat karşıtı olarak gösterilmesinin farklı amaçları olduğu, yeteri kadar aşikar değil mi? İslam’ın başlı başına bir yaşam biçimi olarak, ekonomiden, teknolojiye, iş hayatından alışverişe ve insanın var olduğu her atmosferde geçerliliği olup yaşanabilir olması; batılın ve batıperest algının tedirgin olup Müslümanları tehdit altında bırakarak saldırıda bulunduğu en önemli sebeptir.
Kendisini batının/batılın sözde modernist yaşantısına kaptıran inanan bireylerin, dünyevileşme hastalığına yakalanarak, kapitalist vaadlerle uyutulduklarını/kandırıldıklarını artık görmesi gerekmektedir. Yoksa vakit çok geç olabilir;
Demişlerdir ki: “Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va’dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş”. (Yasin/52)
Ne için yaşarsak, o uğurda öleceğimizin farkına varmalıyız. Bizler dünyayı amaç edindikçe, amacımız olan kulluk vazifelerimizden uzaklaşmaktayız. Bunu bilen, gören batı da dünyayı bize sevdirmeye ve dünya güzellikleriyle aklımızı çelmeye devam edecektir. Medeniyet batılı olmak değildir, medeniyet insan olmak, insani ve imani değerler içerisinde yaşayabilmektir.
İslam’ın sancaktarlığını yaparak Batıya/Batıla kafa tutan ve bizleri hakka hakikata ve uyanmaya çağıran Aliya İzzetbegoviç’in şu sözleriyle batı hayranlığımızı bir kez daha gözden geçirmeliyiz;
“Bunu hiç unutma evlat. Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur..”